26 Aralık 2011 Pazartesi

Lucky



Kitabın Yazarı: Sezgin Kaymaz

Yayınevi: İletişim

Sayfa sayısı: 493

Nereden kaça aldım?: D&R


Kitabımı dün gece 12'ye doğru bitirdim. Zaten sonlarına doğru okuma hızımda depar attım. 20 günde yarısına kadar gelebildiğim kitabın kalan yarısını 2 günde bitirdim. Sonlara doğru ne olacağını tahmin etseniz de meraklanıyorsunuz. O anın nasıl gerçekleşeceğini hayal etmeye başlıyorsunuz ve bu esnada sayfalar hızlıca geçiveriyor. Bu sefer çok fazla gerçeküstü olayla karşılaşmadım, hatta neredeyse hiç. Başlarda Lucky'nin daha farklı bir kimliğe bürüneceğini sanmıştım. Oysa ki Tahsin Bey (sağolasıca :)) Lucky'nin niye var olduğunu çok güzel anlattı, hem de her fırsatta, hem de herkese. Herkesin acı dolu geçmişi öyle güzel anlatılmıştı ki, sonunda mutlu sona ulaşması kaçınılmazdı. Olayların yaşadığım semtte geçmesi de bir başka güzelliği oldu kitabın. Neymiş gerçekleşen her durumun bir sebebi varmış. Çok severek okudum.

Kendime not: Yattıktan 1,5 saat sonra Nisan uyandı, emzirip yattım. (Alah'tan emzirince uyudu) Sonra 45 dk sonraydı sanırım Eylül uyandı, yanımıza geldi. Tulumumu çıkaaaarrt diye ağladı. Biz de yanımıza yatmaması için ikna etmeye çalıştık ama başarılı olamadık. Eylül'ü babasıyla baş başa bırakarak kendimi Eylül'ün yatağında uykunun ellerine bıraktım. Ta ki saat 06:15 olup Nisan cırlayana kadar. O sürede çok güzel uyumuşum, dinlenerek kalktım. Sabah Nisan kucağımda heyecanla yeni kitabımı seçmeye gittim. Kenar ve köşelerini bir güzel bantladık ve çantama attım. İşe erken geldim ve 20 dk kadar kitabımla baş başa kaldım.

4 Aralık 2011 Pazar

İskender

Kitabın Yazarı: Elif Şafak
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa sayısı: 448 sayfa
Nereden kaça aldım?: D&R

Elif Safak'in tüm romanlarını Ískender ile birlikte tamamlamis oldum. Kitabi sonunu cok merak ederek okudum. Fakat Pinhan ya da Mahrem'deki kadar mistik bir anlatim ve konu yoktu. Elif Şafak degil de baska bir yazar okuyor gibi hissettim. Ayrica kitapta İskender değil de Pembe'nin hayatı anlatiliyor gibiydi ve Pembe'yi cok sevdim. Cemile'yi de en az ikizi kadar sevdim. Kitabin basinda hikayeyi olusturanlarin soyagacina yer verilmis, cok da iyi olmus. İlk sayfalarda donup donup bakma ihtiyaci duyuyorsunuz. Ailenin bireyin yetismesinde ne kadar onemli oldugunu gozle
r onune sererken, cok acimasiz davranmis Elif Safak. Her ailede en az bir vukuat var. Bu kadar da olmaz dedigim yerler oldu ama hepsini gayet akici bir sekilde yazdigi icin, okurken kendinizden geciyorsunuz. Ben cok sevdim, herkese de okumasini oneririm. Sevdigim bir kac cumle;

"Zaten tehlikenin insanin en az bekledigi yerden eldigine inanirdi." (s.41)

"Evrendeki her cisim, ne kadar albenisiz ya da ehemmiyetsiz gorunurse gorunsun, bir baska seye yanit olsun diye yaratilmisti." (s.245)

"Cemile'ye oyle geliyordu ki insanlar her hususta birkac gozde seciyor, geri kalanlarin kiymetini bilmiyordu."(s.248)

21 Kasım 2011 Pazartesi

Şahane Hatalar


Kitabın Yazarı: Heather McELHATTON

Yayınevi: APRIL

Sayfa sayısı: 640

Nereden kaça aldım?: D&R

Kitabı az önce okumaya başladım ve yine az önce bitti :). Eee noldu bu kadar mıydı demeden edemedim. Kitap gördüğünüz gibi epey kalın. Fakat ilk seçenekten sonra gittiğiniz bölümlerin sayfa aralıkları oldukça fazla, 15 dk dan fazla sürmedi ölmem. Seçenek çok olunca okunacak kısım da azalıyor. Ya da okunacak kısım az olunca seçenekler artıyor. Bence bir seçim kitabı böyle olmamalıydı. Bitirince dumura uğramış gibi hissettim kendimi. Ne bir heyecan var, ne bir dil kıvraklığı. Her şey tek düze anlatılmış. Çok paranız var seçim yapın derken, gittiğiniz bölümde bir bakmışsınız beş paranız yok. Efendim kaza geçiriyorsunuz 20000 dolarınız oluveriyor!!. İş kurun ya da kurmayın.. Sanki şu aile oyunları oluyor ya zar atıp ilerliyorsunuz, onu oynar gibi hissediyorsunuz kendinizi. Yok yok ben beğenmedim, illa okumak istiyorsanız buyrun sizin olsun. Eşimin hediye ettiği bu kitabı kendisi de ilk oturumda bitirmişti de ben de dalga geçmiştim. Ama haklıymış.. Bence bu kitapta bu kadar fazla seçenek olmamalıydı ne bileyim, diğer seçeneği seçmediğim için pişmanlık duymalıydım. Her seçenekte daha fazla şey yaşamalıydım diye düşünüyorum. Aklıma hep Sil Baştan kitabı geliyor. Allahım o ne güzel bir kitaptı.. :)

19 Kasım 2011 Cumartesi

Şu Dağın Ardı İran

Kitabı 2 oturuşda bitirdim. İlk oturum cuma gunü öğle arası tatilinde oldu. Başım ağridigi için spora gidemedim ve en büyük zevklerimden birini gerçekleştirdim. Bugün de tüm gün küçük kızım Nisan'la birlikteydik. Fırsat bulduğum tüm aralarda okudum ve az önce bitirdim. Ne diyebilirim kitap hakkında yazarın hayatının bir kesimini nefesimi tutarak, hayretler icinde okudum. Atatürk'e yaptıgı devrimler için bir kez daha teşekkür ettim. Ülkemin böyle bir duruma gelmemesi inancıyla kitabımın kapağını kapattım. İran'daki kadınlara sabır diledim, halimize şükrettim.

18 Kasım 2011 Cuma

Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir

Kitabın Adı: Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir
Kitabın Yazarı: Sezgin Kaymaz
Yayınevi: İletişim
Sayfa sayısı: 274
Nereden Kaça Aldım?: D&R

Sezgin Kaymaz'ın kitaplarını okurken çok keyif alıyorum. Karakterleri sıcacık, hemen sizi hikayenin içine dahil ediveriyor. Geber Anne, Zindankale ve bu kitap en sevdiklerim oldu. Kaptan'ın Teknesi'ni çok sevemedim, sırada bekleyen Lucky ise heyecanlandırıyor. Yandaki resmi de dün işyerinde çekmiştim. İstanbul'dan arkadaşım Emine'ye kurabiye  göndermek için :). Yiyemese de yalanmasına sebep oldum :). Kitabımı dün akşam çocukları uyuttuktan sonra bitirdim. Yüzümde gülümseme, kitaplığa doğru gittim. Yeni bir kitap ayracı, kura ile yeni bir kitap seçtikten sonra. Sıcacık yorganımın altında uykuya daldım. Şimdi ise başım ağrıdan çatlıyor. Umarım bir taraftan yudumladığım kahve ile Snickers işe yarar :)

Arka Kapak Yazısı: Uzunharmanlar mahallesinde bir bekâr evi kiralayan Musa daha ilk geceden dehşete düşer. Gaipten sesler gelmekte, odalar kendiliğinden aydınlanıp kararmaktadır. Burası bir perili evdir galiba! Ancak... Eğer hakikaten perili evse, mutlaka iyilik perilerinin merkezidir. Çünkü gaipten yalnızca ses değil; çörek, börek, turşu, çay, temiz çamaşır, hatta tamirci bile gelmektedir. Ne yapacağını bilemeyen Musa, bir yandan olan biteni anlamaya çalışırken öbür yandan mahalle halkıyla tanışır. Üç kuşaktan doğma büyüme Ankaralı "Erzurumlu Teyze" ve kahverengi horozu Rıza, ürkütücü ev sahibi Beyabi, komşunun koca bekleyen kızı Aylin, "baba adam" Kaportacı Kirkor, 7x24 burun karıştırma kapasitesine sahip küçük Kemal, adı var kendi yok gizemli kadın Aspendos... Derken ortaya bir gizemli kadın daha çıkar ve Musa'nın kafası büsbütün karışır... Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafirhentbol dünyasının ünlü isimlerinden Sezgin Kaymaz'ın ilk kitabı. Yer yer komik, baştan sona eğlendirici bir roman. 

6 Kasım 2011 Pazar

Sil Baştan

20111107-095951.jpg

Kitabı elime aldığımda açıkcası bu kadarını beklemiyordum. Sıradan bir ölüm ve hayatını bastan yaşama şansı verilen bir ömür olarak düşünüyordum. Ama hiç de öyle olmadı. Son sayfaları okumak için nasıl vakit yaratacağımı şaşırdım. Sonunun nasıl bağlanacağını çok çok merak ettim ve dün gece bitirdim. Dün cocukların öğle uykusunda 100 sayfa kadar okumanın verdigi mutlulukla aksamı ettim. Aksam da yine onlar uyuduktan sonra kalanını bitirdim. Esime mutlaka okumalısın dedim, klasik cevabı aldım "inşallah". :) 1963 ile 1988 yılları arasına denk gelen ömrünü bir kaç defa yasamak durumunda kalan Jeff'in ve Pamela'nin hikayesi beni zaman zaman duygulandirdi. Kızlarıma esime ve aileme daha farklı bir gözle bakmama sebep oldu. Bu muhteşem hikayeyi okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

4 Kasım 2011 Cuma

Doğum Günü Hediyem



Kitaplar sevgili kocamın bana 30 yaş hediyesi. Hediye kısmı güzel de yaş kısmı hoşuma gitmedi bu sefer :). Olsun Allah sağlık versin diyerek devam ediyoruz. Akşam çocuklar uyuduktan sonra ve işyerinde de öğle araları ve sabah erken geldiysem okumaya çalışıyorum. Eşimin kitaplarla arası pek iyi olmasa da (bütün gün iş yerinde kitap(döküman) yazıyorum bir de kitap mı okuyacağım diyor :) ayrıca ben yazarım okumam diyor :)) sağolsun benim ve kızların okumasını her zaman desteklemiştir :)).. E tabi bu içten gelen bir şey zorlamayla olmuyor. Dün akşam ilk defa bana aldığı kitaplardan Şahane Hatalar'ı eline aldı ve okumaya başladı. Eylül de, babalar da kitap okurmuş anne demesin mi :)..  Neyse 10 dk oldu ya da olmadı kitap bitti dedi :) Öldüm napıyım diyor :) Kitabı bilenler bilir, kitap sayfalar ilerledikçe önünüze seçenekler sunuyor, şu sayfaya gidin, bu sayfaya gidin diye. Özdemir de doktor oldum öldüm diyip kapattı kapağını ahahaha. Dedim senin okuman da ancak böyle olur :).  Kitaplardan ikisi İskender ve Şahane Hatalar alacak listemde vardı zaten, İskender Pala'nın OD isimli kitabı ise sürpriz oldu. Bakalım ne anlatıyor merak ediyorum doğrusu.

28 Ekim 2011 Cuma

Şehrin Aynaları



Bu aralar hepimizde olduğu gibi benim de keyfim pek yok. Olanları görmezden geldiğim süreçte yaşamaya çalışıyorum. Şehitlerimizden sonra, deprem ile bir kere daha yıkıldık. Hatta bunların üzerine iş yerinden arkadaşımız Özlem Yıldırım'ın da bir trafik kazası geçirerek aramızdan ayrılması üzüntüme üzüntü kattı. Tabii kızlarımızın bunların hiç birinden haberi olmadığı için, onlara karşı sürekli normal davranmaya çalışıyoruz. Çünkü ölenle ölünmüyor ve hayat devam ediyor.

Kitabın Adı: Şehrin Aynaları

Kitabın Yazarı: Elif şafak

Yayınevi: Doğan Kitap

Sayfa sayısı: 295

Nereden kaça aldım?: D&R

Kitaba gelirsek; Elif Şafak'ın tüm romanlarını okumak isteyenler için, bu kitap kesinlikle ilk sırada yer almamalı. Kitabı okurken kaç kere uyuyakaldığımı hatırlamıyorum, tabii bunda geceleri çocuklara kalkmanın da payı yok değil. Kitabı okurken minik not kağıtlarına isimleri not etmeme rağmen, okurken oldukça zorlandım.  Kitaptan (spoiler içerebilir) Andres'in kitabın ilk bölümündeki anlatıcı olduğunu anlamaktan başka hiç bir şey anlamadım. Kitapta bir bunalım havası, uzun uzun betimlemeler, kelime oyunları beni benden aldı. Fakat dün akşam bitirdim :).

Kitapta çok güzel cümleler vardı, ikisini eklemek istiyorum.

" İnanıyorum, çünkü mantıksız." (s.157)

"Bir insana sırrınızı verdiğinizde, özgürlüğünüzü de verirsiniz." (s.160)

6 Ekim 2011 Perşembe

Shantaram



Kitabın Adı: Shantaram

Kitabın Yazarı: Gregory David Roberts

Yayınevi: Artemis

Sayfa sayısı: 863

Nereden kaça aldım?: OkuOku



Bir bakalım; 2 ay olmuş siteye yazmayalı. Aynı zamanda bu kitabı okumak için geçen süre bu. Bu sürede evde de değişiklikler oldu bir sürü. İşe başladım, Eylül de bu hafta kreşe başladı. Ben birçok kere hastalandım, iyileştim umarım :). Çocuklar hasta oldu, iyileşti umarım. :) Gelelim kitaba,yazarın hayat hikayesi olduğunu kitabı okurken öğrendim. Tabi Karla ve Prabaker'in uydurma olduğunu da. Kitabın özellikle Afganistan'daki savaş kısmını okurken çok sıkıldım. Sanki koca kitabın yarısında savaş okumuş gibi hissettim. Oysa ki 150-200 sayfa ayrılmıştı. Genel olarak beğensem de kitabın çok uzun olduğundan yakınmadan edemeyeceğim. Başlarda bir sürü cümle beğendim, not ettim. Sonra bu cümleler azalmaya başladı, bir ara kitap hiç bitmeyecek sandım :), ama bitti.

Not ettiklerim;

"Geçmiş, iki aynanın arasında durmadan yansıyıp duruyor. Parlak ayna başardığımız işleri ve dile getirdiğimiz sözleri yansıtırken karanlık olan yapmadığımız ya da söylemediğimiz şeyleri temsil ediyor." (s.34)

"Belki de hakettiğim buydu. Baskının bazılarında dirence yol açtığını söylerler. Ben de yaşadığım her dakika dünyaya karşı koyuyordum." (s.35)

"Evet. Sen iyi bir dinleyicisin. Bu çok tehlikeli bir şey, çünkü çok cazip. Birinin seni gerçekten dinlemesi dünyadaki en iyi ikinci şey." "En iyi şey ne peki!" "Bunu herkes bilir. Dünyadaki en iyi şey güçtür." (s.37)

"Acelesi olmayan bir adam hiçbir yere kolay kolay gidemez." (s.48)

"İnsan haddini bilmeli. Sonuçta uygarlık seviyesi neye izin verdiğimizle değil, neyi yasakladığımızla belirleniyor." (s.49)

"Bir insandaki güce bakarken onun arkadaş ve düşman olarak kapasitesine de bakmalısın." (s.52)

"Gerçek hoşlanıyormuş gibi yaptığımız bir saçmalık." (s.57)

"Korkaklık dediğimiz genellikle gafil avlanmanın bir başka adıdır, cesaret ise genellikle hazırlıklı olmaktan ibarettir." (s.66)

".. Ne yazık ki artık stil diye bir şey kalmadı. Tavırlar stili oluşturacağı yerde, yaşadığımız bu çağda stil tavrı oluşturuyor." (s.79)

"Tanrı korusun. Politikacılara dayanamam ben. Politikacı denen kişi ortada bir nehir bile yokken sana köprü sözü veren kişidir." (s.231)

"Mutluluk bir mittir. Biz bir şeyler satın alalım diye icat edilmiştir." (s.452)

"Kara paraydı ve kara para, yasal yoldan, alınteriyle kazanılan paraya göre çok daha hızlı bir şekilde parmaklarınızın arasından kayıp gider. Eğer onu kazanma şeklimize saygı duymuyorsak paranın en ufak bir değeri bile olamaz." (s.564)

11 Ağustos 2011 Perşembe

Ağaçkakan



Kitabın Adı: Ağaçkakan

Kitabın Yazarı: Tom Robbins

Yayınevi: Ayrıntı

Sayfa sayısı: 254

Nereden kaça aldım?: D&R

Yine eğlenceli bir Tom Robbins kitabı bitirdim. Ama bu sefer çok uzun bir sürede bitirdim. Artık kitap okumak için vakit yaratamaz oldum. Kızlarımdan, tatilde yemek yapmaktan, misafirlerden ve hazırlık yapmaktan fırsat bulduğum zamanlarda dinlendim. Bugün Nisan'ı bakıcıya, Eylül'ü de babaannesine bırakıp ODTÜ'ye gittik eşimle. Çimlerin üzerine yayıldık ve kitabımı sakin sakin okudum. O anın zevkini çıkarırken aklım tabi yine kızlarımdaydı. Onlar da yanımda olsaydı diye düşünmeden edemedim ama olsalardı kitabımı bitiremezdim.:) Kitabın konusu bir prenses ile bombacının aralarındaki ilişki ve etraflarında gelişen olaylardan oluşuyor. O kadar ince espriler var ki okurken çok eğleniyorsunuz fakat hızlı ilerleyen bir kitap değil. Her cümleye ayrı özen göstermek gerekiyor. Beğendiğim bir kaç bölüm;

"Ve düşünce ne kadar iyi olursa buharlaşabilme özelliği o kadar çok olur." (s.87)

"Dikkatimizi şuna veya buna verdiğimizi düşünüyor olabiliriz ama rüyalarımız gerçekte neyle ilgilendiğimizi anlatır bize. Rüyalar asla yalan söylemez." (s.95)

".."

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Bukalemunlar Kitabı



Kitabın Adı: Bukalemunlar Kitabı

Kitabın Yazarı: Jose Eduardo Agualusa

Yayınevi: Pegasus Yayınları

Sayfa sayısı: 227

Nereden kaça aldım?: D&R

Hem kitabı çok sıkıcı buldum hem de okumaya elim varmadı. Sonuçta çok kısa sürede bitebilecek bu kitabı maalesef 1 aydan fazla bir sürede sonlandırdım. Kitabın puntoları büyüktü ayrıca oldukça fazla sayıda boş sayfa vardı. Normalde çok daha ince bir kitap olabilirmiş. Kitaptaki hikaye (başlarda bir hikaye dahi yok diyordum) son sayfalarda ivme kazanarak vurucu bir son yaptı. Ama bir bukalemunun ağzından hikaye dinlemeyi sevmediğimi böyle bir kitap okumadan anlayamazdım :). Siz de değişik bir deneyim yaşamak isterseniz okuyabilirsiniz.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Oku Oku Siparişim



Aslında bu siparişimi doğumdan önce vermiştim ve Nisan'ın doğumundan 1 gün önce elime geçmişti. Oku oku sitesinde kitaplar gerçekten de oldukça uygun fiyata satılıyor. Önceden D&R'dan yaparken kitap alışverişlerimi burayı yeni keşfettim. Sahilde Kafka'yı ben en üstteki kitabı da annem çoktan bitirdik :). Yalnız bana temin edilemedi dedikleri kitabı hala internet sitelerinde mevcuttu, buna anlam veremedim. Bu ufak problem dışında bir olumsuzluk yaşamadım, aldığım kitapları da sabırsızlıkla okumayı bekliyorum.

19 Mayıs 2011 Perşembe

Sahilde Kafka

20110520-122646.jpg

Kitabın Adı: Sahilde Kafka

Kitabın Yazarı: Haruki Murakami

Yayınevi: Doğan Kitap

Sayfa sayısı: 651

Nereden kaça aldım?: Oku oku

Sahilde Kafka yazarın okuduğum ikinci kitabı. İlk kitabı İmkansızın Şarkısı idi ve o kitabini da severek okumustum. Ama bu kitapta cok fazla gercek ustu olay var, digerinde normal olabilecek hayatlar konu edilmisti. Kitabin kahramani Kafka ama bence her bir karakter kahramandi; Hoşino, Oşima, Nakata, Saeki ...

Bu kitap ile ilgili harika bir inceleme yazisi bu adreste mevcut. Ama ben bu yaziyi kitabi okuduktan sonra okumayi tercih ederim. Kitap 651 sayfa fakat oldukça hızlı bitiyor, benim tarzıma uygun bir kitap, bu tarzı beğenenlere öneririm. Beğendiğim bazı satırlar..

"Okuma salonuna dönerek koltuğa oturdum, yeniden Burton baskısı Binbir Gece Masalları'nın dünyasına döndüm. Sonra da, çevremdeki gerçek dünya, film sahnesinin gölgelenmesi gibi yavaş yavaş silinmeye başladı. Yalnızca ben, tek başıma sayfaların arasındaki dünyaya dalmıştım. Bu hissi çok seviyorum." (s.81)

"Adam gibi gözlerini aç! Göz kapamak, korkakların işidir. Gerçeklere göz yummak çok alçakçadır. Sen gözlerini kapatıp kulaklarını tıkasan bile zaman akmaya devam eder. Emin adımlarla." (s.207)

"Ayrımcılığa uğramanın nasıl bir şey olduğunu, ne kadar derin yaralar bıraktığını, o ayrımcılığa maruz kalan dışında kimse anlayamaz. Acısı kişiye özeldir ve kendine özgü bir yarası vardır." (s.255)

"'Haddinden uzun düşünmek, hiç düşünmemiş olmaktan farksızdır' derler" (s.471)

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Zindankale



Kitabın Adı: Zindankale

Kitabın Yazarı: Sezgin Kaymaz

Yayınevi: İletişim

Sayfa sayısı: 527

Nereden kaça aldım?: D&R

Sezgin Kaymaz'ın okuduğum ilk kitabı Geber Anne idi ve kitaptan çok etkilenmiştim. Sonra Kaptanın Teknesi ile devam ettim fakat konu çok basit geldi. Vee Zindankale ile yolumuza devam ediyoruz. Bayıla bayıla okuduğum bir kitaptı Zindankale. Konusuna kaptırıp gidiyorsunuz ve sürprizzz, sonunda harika bir final var. Ayrıca yazar bir de sonsöz eklemiş kendi ağzından. Okura birtakım sözler söylemiş bunu neden yaptığını doğrusu anlamadım, kendince bir sebebi vardır mutlaka. Sezgin Kaymaz yine doğaüstü olaylarla renklendirmiş kitabı. Ayrıca olaylar Ankara'da geçtiği için daha bir zevkle okudum, bildiğim sokaklar, caddeler arasında dolaştım. Olaylar Davut ve Çiğdem isimli ikiz kardeşler etrafında geçiyor. Kardeşlerin birbirinden haberi yok, Çiğdem anne diye bir başkasına anne diyor, Davut dede diye başkasına dede diyor fakat bundan da sonradan haberleri oluyor. 3 gece boyunca bebekken başlarına gelen büyük olayı rüyalarında görmeye başlıyorlar ve bunun üzerine hakikatler bir bir su yüzüne çıkmaya başlıyor. Dede Şadıman, buzdolapçı Ali Fuat, Uzun Sedat, Sağlık Kabinci Kamil, Gökhan, Suna, Sevim, Selim tüm karakterleri çok sevdim. O kadar güzel ve sıcak anlatılmış ki orada, yanlarında olmak istiyorsunuz. Diğer kitaplarına sıra gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum..

"Elini indirdi. Işık topu görünürde yoktu. Önce rahatladı, sonra da unuttu gitti o şımarık şeyi. İnsanın en büyük marifetidir unutmak." (s. 71)

"Haramzade, yediği haramdan korkmuyorsa ona bir şey olmuyor arkadaşlar; korktuğu zaman oluyor. Biz, yediği haramın korkusu ile yaşayan insanlarız." (s.145)

"Zaten aldatılmanın ruhu, aldatılmayı bilmemekte saklıdır. Aldatıldığını biliyorsan aldatılmış sayılmazsın." (s.244)

24 Nisan 2011 Pazar

Kızları İkiledim :) - Yeşil Peri Gecesi





Kitabın Adı: Yeşil Peri Gecesi

Kitabın Yazarı: Ayfer Tunç

Yayınevi: Can

Sayfa sayısı: 463

Nereden kaça aldım: D&R

14.04.2011 saat 08:32'de 4 kişilik bir aile olduk. Eylül yeni doğan kardeşine alışma sürecinde henüz. Zaten Nisan da sürekli uyuduğu için henüz ne olduğunu tam olarak anlamış değil :). Okuyamam dediğim kitabı bitirdim bile.. Emzirme zamanları aynı zamanda kitap okuma zamanım oldu :).
Kitap o kadar sürükleyici ki gece emzirirken bile okudum :). Kahramanlar rüyama girdi, aklımın bir köşesinde hep onlar vardı. O güzelim cümlelerin hiçbirini kağıdıma not edemedim. Ayfer Tunç'un diğer romanı Kapak Kızı ile ilişkili bir roman. Onu da listeme ekliyorum. Bu arada Kapak Kızı kitabının arka sayfa yazısından, asıl okuduğum kitaptaki kahramanın adının Şebnem olduğunu fark ettim :). Kitabı okurken bir çocuğu doğurmanın hiç birşey olduğunu, önemli olan tüm hayatı boyunca annesi ve babası başta olmak üzere tüm yakın aile bireylerinin çocuğa yaklaşımı ve davranışları olduğunu bir kere daha pekiştirmiş oldum. Kitapta bahsedildiği gibi kızın hayatının giderek dibe vurmasına sebep sadece güzellik değil. Bana kalırsa en büyük sebep annesi.. Başından geçenleri burada yazarsam kısa bir özet olacağı için yazmamayı daha uygun buluyorum. Elinizden bırakamayacağınız, oldukça sürükleyici bu romanı okumanızı öneririm.

12 Nisan 2011 Salı

Araf



Kitabın Adı: Araf

Kitabın Yazarı: Elif Şafak

Yayınevi: Doğan Kitap

Sayfa sayısı: 385

Nereden kaça aldım: D&R

Nisan doğmadan bitirdiğim son kitap. 2. kızımıza da Allah'ın izniyle perşembe sabahı kavuşacağız. Bundan sonra uzun bir süre kitap postu ekleyemem gibi geliyor, evde iki bıcırıkla ne yapacağım bakalım :). Araf, Elif Şafak'ın en katmansız romanı. Tüm karakterler tek zamanda anlatılmış. Diğer romanları gibi katmer katmer değil. Yine de güzel bir kitaptı ama sonunun sadece tek karakter ile bağlanması beni hayal kırıklığına uğrattı. Abed, Piyu, Ömer, Alegre, Debra'ya ne olduğu hayal gücünüze kalmış. Bu kitabın bir diğer özelliği de orjinal dilinin İngilizce olması ve yazarla birlikte sonradan Türkçe'ye çevrilmesi.. Oldukça akıcı, elinizden bırakamayacağınız bir kitap, tavsiye ederim..

6 Nisan 2011 Çarşamba

Puslu Kıtalar Atlası

Kitabın Adı: Puslu Kıtalar Atlası

Kitabın Yazarı: İhsan Oktay Anar

Yayınevi: İletişim

Sayfa sayısı: 238

Nereden kaça aldım: D&R

Yazarın okuduğum ilk kitabı Amat olmuştu. Herkesin bu kadar övgüyle bahsettiği kitabı açıkçası okurken oldukça zorlanmıştım. Denizcilik terimleri beni benden almış, içime afakanlar basmıştı. Bu kitabı ile yazara kendimce bir şans daha vermek istedim. Kitabı okurken o kadar zevk aldım ki bitmesini istemediğim nadir kitaplardan oldu. Uzun İhsan Efendi, oğlu Bünyamin, Alibaz, Ebrehe, Arap İhsan, casus Zülfiyar, dilenciler vs.. Herbiri muhteşemdi.. Mutlaka okuyun, okutun..

"İstediği şey, eski güzel, rahat, endişesiz ve tekdüze günlere geri dönmekti. İnsanların Dünya karşısındaki kayıtsızlığını da işte tam bu anda kendi zihninde yakaladı ve babasının sözlerine bir anlam vermeyi başardı: Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmektü. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı." (s.90)

1 Nisan 2011 Cuma

Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi



Kitabın Adı: Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi

Kitabın Yazarı: Ayfer Tunç

Yayınevi: Can Yayınları

Sayfa sayısı: 492

Nereden kaça aldım: D&R

Kızıma hadi atının üstünde kitapla poz ver diyince böyle bir görüntü yakaladım. :) Aslında o gülümseme pozu vermek istese de böyle tuhaf bir görüntü ortaya çıktı, kitapla da biraz bağdaştırarak koymak istedim. Zaman zaman hepimizin böyle halleri olmuyor mu?

Kitap benim çok hoşuma gitti, tabi akışı diğer kitaplar gibi bir konunun etrafında dönüp dolaşmıyor. Tarz olarak çok farklı, kitabın sonundaki dizin de yeni karakterler dahil oldukça, epey işe yarıyor, dönüp bakma ihtiyacı mutlaka hissediyorsunuz. Kimbilir bu kitaptan kaç roman çıkar diye düşünmeden edemedim. Eğer insanların hayat hikayelerine ilgi duyuyorsanız mutlaka okuyun, fakat ihanetlere, aldatmalara, cinayetlere, ani ölümlere, delilerin sadece içerde olmadığına hazırlıklı olun :)

24 Mart 2011 Perşembe

Tanrı'nın Doğum Günü



Kitabın Adı: Tanrı'nın Doğum Günü

Kitabın Yazarı: Burak Özdemir

Yayınevi: Doğumgünü

Sayfa sayısı: 650

Nereden kaça aldım: D&R

Kitabın yarısında bırakmak istedim :(.. Sebebi de Kuran-ı Kerim'i yeniden kriptolarıyla yorumlayan Dona isimli Tanrı'yla MSN konuşmaları oldu. Yani kitabın temeli bana okumayı bıraktırdı. Kafa karışıklığından başka birşey yaratmadığını fark ettim. Sonuçta burda yazılanlar da yazarın bir yorumu, o da diğer yorumcular gibi kendine göre yorumlamış. Keşke doğrusunun bu olduğunu bilsem de inansam dedim içimden.. Ama okuduğum şeyin her ne kadar fikirlerinin çoğu bana uysa da bir Kuran meali olmadığını, gerçeği ne kadar yansıttığını bilemediğim için de kendimi boşlukta hissetmeme sebep oldu. Hamileliğimin şu son 2 haftasında beynimi bulandırmamaya karar verdim :).. Belki sonra kaldığım yerden devam ederim..

15 Mart 2011 Salı

Melekler Erkek Olur



Kitabın Adı: Melekler Erkek Olur

Kitabın Yazarı: Hamdi Koç

Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

Sayfa sayısı: 258

Nereden kaça aldım: Ablam'ın kitabı

Bu kitabı ablamdan annem alıp okumuş, ben de annemden aldım ve okudum. Kitapla karşılaşmam bu şekilde olmasaydı eğer sanırım hiç karşılaşmazdık :). Bir erkeğin iç dünyasının anlatıldığı bu romanda fazlaca bulunan argo ve küfürlü konuşmalar, roman kahramanı Murat'ın kendi kendine çelişen düşünceleri, kadınlara bakış açısı beni açıkçası rahatsız etti.. Acaba her erkek mi böyle? diye düşünmeden edemedim. Sonra Murat'ta bulunan bu aşırı dozun her erkekte azdan çoğa doğru mutlaka bulunduğuna karar verdim :) Kitabın konusu kısaca şöyle; büyük bir şirkette CEO olarak görev yapan 40'lı yaşlardaki Murat, işe yeni başlayan Selma ile karısını ve iki çocuğunu aldatmaya başlar. Sonra Murat'ın iç seslerini bol miktarda okuruz, üniversite aşkı Pınar devreye girer.. Patronu ile son dakika kararları alınır ve kitap biter.. Fakat kitabın sonunda Selma'ya ne oldu, karısıyla boşandı mı, Pınar'a ne oldu, patronu gitti mi, kızlarıyla barıştı mı  vs gibi bir çok soru havada kalmaya devam eder.

Kitaptan bazı alıntılarım;

"İşe her zaman erken gitmeyi severim, çok erken, herkesten önce. Ben gittiğimde sadece temizlikçi olur. Bazen o da olmaz. Kapıyı ben açarım ve hayatımın düzenini ve refahını borçlu olduğum, bana insanlar arasında ayakta durabilme, sesimi çıkarabilme ve dilediğim gibi hareket edebilme olanağı veren bu işyerini derin bir bağlılıkla selamlarım. O olmasa ben de olmam; bunu bilirim." (s.24)

" Kimseye zarar vermediğin sürece serbestsin. Kendine zarar vermek için de, doğal olarak, serbestsin. Vereceksin de zaten. Ama olsun. O da birşeydir. Başkalarının senin adına hata yapmasından iyidir. Kendi hatanı kendin yap. İşte benden memlekete bir ideal Türk çocuğu!" (s.150)

"Büyük doğrunun olmadığı yerde küçük doğru da olmaz. Küller küllere. Herkes gündelik işlerin peşinde, artık kimse büyük şeyler düşünmüyor, kimsenin geleceğe ilişkin büyük bir tutkusu yok, herkes ıvır zıvırla meşgul." (s.150)

 

10 Mart 2011 Perşembe

Mahrem



Kitabın Adı: Mahrem

Kitabın Yazarı: Elif Şafak

Yayınevi: Doğan Kitap

Sayfa sayısı: 287

Nereden kaça aldım: D&R

Elif Şafak'ın hayran kaldığım kitaplarından biri daha.. Pinhan, Mahrem ve Aşk ilk üçü oluşturuyor. Yazar kitabı yazmaya başlarken bir kurgusu olmadığını, yazdıkça oluştuğunu söylemiş. Bu nasıl oluyor gerçekten aklım almıyor :).. Bunu herhalde günlerce-aylarca düşünsem yine hayal edemem.. Kitap 3 zamanda geçiyor.. Şimdiki zamanda kilolu bir kızın ve Be-Ce'nin hikayesi anlatılıyor. Şimdi fark ettim bu kızın ismi kitapta hiç geçmiyor.. Kızın çocukluğuna da hüzünlü bir yolculuk yapıyorsunuz. Bir de Keramet Mumi Keşke Memiş Efendi'nin anlatıldığı bir zaman var.. Buradan da Fransa ve Sibirya'ya doğru yola çıkıyorsunuz. Bu kısımda masalsı bir anlatım mevcut. Tüm kitabın temeli adına dayanıyor.. Mutlaka okuyun, okutun.. Kitaptan bir alıntı (aslında çok vardı ama okumak için not etmeye fırsat bulamadım);

"Ölüm dediğin içindeki canı alırken kaftanına dokunmaz; yangın dediğin kundaktaki bebekleri kül ederken altın maşallahlarını tutuşturmazdı. Hal böyleyken, ölüm bu kadar yakınındayken, illa da birşey olacaksa, kaftan olmalıydı insan, kaftanı taşıyan değil; yahut altın olarak doğmalıydı insan, altını takan olmak için değil. " (s.87)

7 Mart 2011 Pazartesi

BLOGSPOT arızası..

Bu yaşadığımız 2. blogspot olayı. İlkinde de Digitürk'ün davasından dolayı bloglarımıza ulaşamamıştık. Yine böyle bir saçmalıkla karşı karşıya kalınca çareyi ben de diğerleri gibi blogumu wordpress'e taşımakta buldum. Burdan buyurun.. http://kizlarimvekitaplarim.wordpress.com/

5 Mart 2011 Cumartesi

Satranç



Kitabın Adı: Satranç

Kitabın Yazarı: Stefan Zweig

Yayınevi: Can Yayınları

Sayfa sayısı: 80

Nereden Kaça Aldım: D&R

Bu uzun öyküye tek kelimeyle hayran kaldım. Elinize aldığınızda zaten hemen bitirmek istiyorsunuz. Yazarın eşiyle birlikte intihar etmeden önce yazdığı son eseri olduğunu öğrenince çok üzüldüm. Diğer kitaplarını okumak için sabırsızlandım. Hikayeyi o kadar akıcı yazmış ki bizzat ordaymışçasına yaşıyorsunuz olanları. Hatta son sayfayı çevirip a bitmiş dedim, daha devamını bekliyordum yani. Kitabın kahramanı yine bir önceki kitabımın da konusu olan dönemde geçmiş olan, Hitler'in bu sefer Viyana'yı kuşattığı, buradaki insanlara işkence yapıldığı bir dönemi yaşamış. Bu dönemde yaşadıklarını, nasıl satranç hastalığına yakalandığını anlatıyor. Ve bir yolcu vapurunda bambaşka bir karakter olan dünya satranç şampiyonuyla arasında geçenler anlatılıyor. Her kitapseverin okuması gerekir diye düşünüyorum.

İyi okumalar..

4 Mart 2011 Cuma

Her Şey Aydınlandı



Kitabın adı: Her Şey Aydınlandı
Yazarı: Jonathan Safran Foer
Yayınevi: Siren Yayınları
Sayfa sayısı: 310
Fiyatı: 22 TL
İndirimli fiyatı: D&R

Kitap yazarın ilk romanı olup, 2002'de yayınlanmış olsa da Türkçe okuma şansına 2010 yılında kavuşmuşuz. Hatta sonraki kitabı "Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın" bu kitaptan önce Türkiye'de basılmış. İçinde kelime oyunlarının çokça olduğu bir kitap, ilk önce bu nasıl bir çeviri diyorsunuz fakat sebebini okudukça anlıyorsunuz.

Kitabın başlarında neler olduğunu anlamakta zorluk çekseniz de sonradan orda ne olacak burada ne diyecek diye okudukça meraklanıyorsunuz. Bir mektup okuyorsunuz, bir eskiye gidiyorsunuz, bir şimdiki zamanı okuyorsunuz. Size tavsiyem bu kitabı okurken isimleri not almanız, kim kimin nesi oluyor dönüp dönüp bakma ihtiyacınız olabilir. Kitabın kahramanı yazarın da adını taşıyan Jonathan. Jonathan Yahudi Amerikalı, dedesini Naziler'den kurtaran kadını (Augustine) bulmak için Ukrayna'ya geliyor. Burada bir seyahat şirketi'nin sahibinin oğlu Alex, Alex'in dedesi  ve köpekleri ile bir yolculuğa çıkıyorlar. Bir de hikayenin başka bir boyutu var. Bu boyutta da 1700 lü yıllardan başlayarak büyük-büyük-büyük-büyük nenesinin doğumundan itibaren katliama kadar olan kısım anlatılıyor. Sona doğru bir şeyler otursa da asıl amaçlarına ulaşamıyorlar. Jonathan'ın arayışı, karşılaştıkları yaşlı kadın Lista'nın ve Alex'in dedesinin ortak bir noktaları olduğunu gördükçe heyecanlanıyorsunuz. 25 yaşında bu kadar katmanlı bir romanı yazabildiği için Jonathan Safran Foer'e hayran kalıyorsunuz. Herkesin sevebileceği türden bir roman değil, ama benim hoşuma gitti. Bulmaca çözmek hoşuma gidiyor :) Tavsiye ederim..

İyi okumalar..

24 Şubat 2011 Perşembe

Bit Palas


Kitabın Adı: Bit Palas
Yazarı: Elif Şafak
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa sayısı: 379
Fiyatı: 23 TL
İndirimli Fiyatı: D&R

Kızıma hadi kitapla poz ver deyince şekilden şekile girdi, en makullerini buraya ekledim :). Benim kitaplarıma karşı da oldukça ilgili Eylül. "Anne ben senin kitabını okucam" diyor. Sonra da kitabın sayfalarını yelpaze gibi hızlıca çeviriyor. :) Arasındaki ayracı görüp, kedili kitap ayracını istiyor.. Elinden zor kurtarıyorum kitaplarımı ve ayracımı :).

Bit Palas'ın ilk sayfalarında kitabın adının neden Bonbon Palas olmadığını anlamadım.... Sonlara doğru biraz daha anlam kazandı :).. Bu kitapta Elif Şafak betimlemelere daha çok vakit ayırmış, başta bu beni biraz şaşırtıp kitaptan uzak tutsa da sonra yine içine çekmeyi başardı. Yine su gibi akan, masalsı bir anlatımla alıp götürüyor farklı insanların bambaşka hikayelerine. Ama sonu beni hayal kırıklığına uğrattı, hikayenin bu şekilde bağlanması çok hoşuma gitmedi. Bir de başta uzun uzun anlatılan karakterler, sonlara doğru aceleye gelmiş gibi hemen toparlanmak istenmiş sanki daha fazla uzatmak istenmiyormuş gibi. Tüm bunlara rağmen kitabı merakla okudum ve bitirdim. Okunmamış kitaplarımın arasından kurayla yeni kitabımı seçtim..

Kitaptan bazı alıntılar;

"Zaten onlara kalsa, her ay karneyle verilmeliydi insanlara kelimeler. Herkes, ağzından çıkan sözlerin, tıpkı içtiği su, işlediği toprak gibi kıt kaynaklardan olduğunu, konuştukça sınırlı payından tükettiğini bilmeliydi." (s.76)

"Bir kere, evham insanın dışında değil, insan evhamın içinde barınırdı. Çünkü korku ve kaygı ve kuruntu , "her şeyin başka türlü olması ihtimalinin dehşeti"nden beslenir. (İşte evin, arkadaşların, vücudun, ailen.. Bunlar senin ama maalesef, birgün elinden alınabilir!) Evham'a gelince, o, "hiçbir şeyin başka türlü olmaması ihtimalinin dehşeti"nden beslenir. (İşte evin, arkadaşların, vücudun, çilen... Bunlar senin ve maalesef, hep böyle kalabilir!)(s.109)

"İnsanı kirleten ağzına giren değildir. Ağzından çıkandır insanı kirleten." (s.184)

Vikipedi'den alıntı;
Mezarlıklar üzerine kurulması ve etrafındaki çöplerden dolayı yaşanmaz hale gelen Bonbon Palas adlı bir apartmanın hikâyesi anlatılmaktadır. Art Nouveau tarzında inşa edilen apartmanda yaşayanların hepsi birbirinden farklı kişilerdir. Zıt kuaför ikizler Cemal ve Celal; aşırı titiz Hijyen Tijen ve kızı Su; iki arada bir derede kalmış Mavi Metres; evhamlı ve sinameki Ateşmizaçoğulları; gizemli Madam Teyze; torunlarını masallarla "zehirleyen" Hacı Hacı; Metin Çetin ve uğruna bilimkadınlığını bırakıp peşinden gelmiş Karısı Nadya; yaşamın kıyısında yürüyen Sidar ve köpeği... Apartman sakinleri zıt olmakla beraber onları birleştiren hamamböcekleri ve çöp kokularıdır.

13 Şubat 2011 Pazar

Skandallar Evi




Kitabın Adı: Skandallar Evi
Yazarı: Nelson Demille
Yayınevi: Altın Kitaplar
Sayfa sayısı: 751
Fiyatı: 29 TL
İndirimli Fiyatı: D&R

Yine bir kitap blogu arkadaşımda gördüm kitabı. Google'da ve reader'da müthiş aramalar yapmama rağmen yine de blog adını bulamadım :( Bunun bir yolu olmalı diye düşünüyorum !!
Kitap çok kalın, hamile bir bayan için okuması zor oluyor :)) İş yerinde en uygun pozisyon, koltuğa yaslanarak kitabı da masada dik pozisyonda tutarak oluyor. Evde seçenek çok :) ama ben şunu tercih ediyorum. Koltukta ayakları uzatarak ve kucağıma bir minder koyarak kitabı da bu mindere dayandırarak okuma :)) Çok anlaşılır oldu biliyorum, bu da benim yeteneğim işte..
Kitap hakkında bahsetmem gerekir mi :) ! 230. sayfasına geldiğimde hikaye beni hala içine almamıştı, çok bir merak uyandırmıyor. Hiçbir karakterine kendimi yakın hissedemedim. Zaten karakterler arasındaki ilişki de oldukça karmaşık, kim kiminle ne yapmış belli değil. Aslında belli ama bunu idrak etmekte zorlanabiliyorsunuz. Sıkıcı değil ama çok merak da uyandırmıyor.. Bu kadar sayfayı 1 haftada ancak bitirebilmişim. Kitabın 460. sayfasına geldiğim zaman konuda hala dişe dokunur bir ilerleme olmamıştı. Fakat aynı şeyleri okuduğunuz için olayları iyice pekiştirmiş oluyorsunuz. Bir aksiyon, bir şaşırtma bekliyorum ama yok :). Sonunda 700. sayfada hikaye canlandı. Müthiş üçlümüz biraraya geldi. Genel olarak kitabı önerir miyim kararsız kaldım, ama harika bir konu diye nitelendiremem. Olaylar Susan ve John etrafında ve aileleri ile olan ilişkiler etrafında dönüp duruyor. Ara sıra sahneye Elizabeth, Anthony, çocukları, anne ve babaları ile FBI ajanı giriyor. Kitabı bitirmem 15 günümü almış, bu kadar kalın olunca :( Altını çizebildiğim tek paragrafı da ekliyorum.. (s.198)

"Bütün konuştuklarımızı, birbirimize söylediğimiz ya da söylemediğimiz sözlerin nasıl kolayca değiştirilebileceğini düşündüm. Hissettiğimizle söylediğimiz birbirini tutmuyordu, çünkü öyle yetiştiriliyorduk. Düşlerimiz ve fantezilerimiz oluyordu ama onları nadiren hayata geçiriyorduk. Galiba hepimiz umutlu olmaktan çok fedakardık; çocuklara, eşe, işe, topluma karşı. Ve sanırım böylesi, medenileşmiş bir toplum yaratmak açısından daha iyiydi. Yani herkes Susan Sutter gibi davransa hepimiz eşlerimizi veya aşıklarımızı veya ikisini birden vurur ya da aşkı, mutluluğu ve sorumluluk içermeyen bir hayatı aramak için yoldan çıkardık."

Arka Kapak:

Wall Street'in ünlü avukatlarından John Sutter'in, sosyetik güzel Susan Stanhope Sutter'le uzun yıllar süren mutlu bir evliliği vardır. Günün birinde mafya babası Frank Bellarosa'nın yan komşuları olarak hayatlarına girmesiyle bu mutlu evlilik bir kâbusa dönüşür. Çünkü Susan, Frank'e âşık olmuştur. Bilinmeyen bir nedenle bu aşk, Susan'ın Frank'i öldürmesiyle son bulur. Yaşanan tüm bu olumsuzluklar yüzünden John Sutter, Amerika'yı terk eder. Uzun yıllar Londra'da yaşadıktan sonra ailenin emektarının cenaze törenine katılmak üzere Altın Sahili'ne geri döner ve geçmiş tüm çıplaklığıyla önüne dikilir.
John, kapandığı sandığı yaraların, gömdüğünü düşündüğü tüm duyguların yeniden alevlenişine tanık olurken kendisini bekleyen meçhul geleceğe doğru ilerlemektedir.
Aşk, ihtiras, intikam ve pişmanlık öğeleriyle örülmüş olan Skandallar Evi'nde DeMille, Amerika'nın sosyal düzenini ironik bir dille eleştiriyor.

12 Şubat 2011 Cumartesi

D&R Siparişim - 2



Siparişin eksik kitaplarını da nihayet ekleyebiliyorum. Sezgin Kaymaz'ın son çıkan 3 kitabı hariç hepsini edinmiş bulunuyorum. Aslında beni en çok Geber Anne kitabı etkilemişti. Bunun üzerine Kaptanın Teknesi'ni okudum ama bu kitabında konu ilk kitabına göre çok basit geldi. Çok fazla birşey beklemeden okumak gerekiyor sanırım :).. Diğerleri de Eylül'ün kitapları..



Tatlı cadım burada "Dondurma Yok Mu? Peli" kitabını okuyor..

İyi okumalar..

2 Şubat 2011 Çarşamba

Son D&R Siparişim - 1


D&R siparişimin ilk kısmı geldi. Kalan 5 kitabımız henüz tedarik aşamasında. Gelince onları da ekleyeceğim. Bu sipariş ile Elif Şafak'ın tüm romanlarını edinmiş oluyorum. Kağıt Helva, Med Cezir, Firarperest deneme-alıntı kitaplarında, nedense daha önceden yazılmış şeyleri tekrar bize satıyormuş gibi geliyor ve okumak istemiyorum. Şimdiye kadar Baba ve Piç, Aşk, Pinhan, Siyah Süt okuduğum romanları. En çok Pinhan ve sonra Aşk romanlarını beğendim. Diğerlerini de merakla okuyacağım zamanı bekliyorum. Gelen kitaplar arasında tasarımıyla en çok Tanrı'nın Doğumgünü kitabı dikkatimi çekti. Böyle bir kitap beklemiyordum açıkçası, iç ve dış tasarımı oldukça farklı ve roman gibi değil de diyaloglardan oluşuyor. Bakalım nasıl bunu da çok merak ediyorum. Tüm kitaplarımı inşallah çocuklarımdan fırsat buldukça burada paylaşacağım. Şu anda evde tek çocuk var sıkıntı olmuyor ama, Nisan da doğunca nasıl bir ev ortamım olacak meçhul :)



Bu süper kitapları da Eylül için sipariş etmiştim. Moli, Foli ve Peli'ye bayıldık. Çizimleri anlatımı çok güzel. Bu aralar Eylül elinden düşürmüyor. Bu halini de sabah fotoğrafladım, yakında eklerim onun fotosunu. Bu kitaplardan haberdar olmamı sağlayan "Bir Dolap Kitap" ekibine de teşekkür etmek istiyorum.

30 Ocak 2011 Pazar

Kürk Mantolu Madonna


Kitabın Adı: Kürk Mantolu Madonna
Yazarı: Sabahattin Ali
Yayınevi: YKY
Sayfa sayısı: 160
Fiyatı: 10 TL
İndirimli Fiyatı: D&R

Methini sevgili kitap bloglarından duymasam belki de hiç tanışamayacaktım kendisiyle. İyiki de tanışmışım, yoksa bu etkileyici ve beni derinden sarsan aşk hikayesini kaçırmış olacaktım. Dün gece uykuya dalmadan önce bitirdim. Sanırım beni en çok sarsan kısım Raif Bey'in tesadüfen karşılaştığı Maria'nin akrabasi ve yanindaki sürprizi (burada kopya vermesem daha iyi olur) trenle uğurlaması oldu. Göz yaşlarıma hakim olamadim. Daha fazla ne diyebilirim bilmiyorum, mutlaka okuyun.

Arka Kapak:
Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum “Kürk Mantolu Madonna”yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum.”

Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz.

Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.

27 Ocak 2011 Perşembe

Dur Bir Mola Ver


Kitabın adı: Dur Bir Mola Ver
Yazarı: Tom Robbins
Yayınevi: Ayrıntı
Sayfa sayısı: 330
Fiyatı: 23 TL
İndirimli fiyatı: D&R

Önce kapaktan başlayayım :). Bendeki baskıda da bu resim var. Kitabı elime her aldığımda 2 yaşındaki kızım Eylül "anne abla napıyor?" diye soruyor. Sonra da "abla elma yiyor", "abla dudaklarını boyamış" diyerek beni güldürüyor. Çoğunlukla da yanında kitap okumamdan hoşlanmadığı için "anne kitabı kapaaat, buraya koyalım" diyor ve elimden tutup kendi dünyasına çekiyor :). Bu arada kapaktaki resmin Amanda olduğunu düşünüyorum :). Bu kitabı ve Ağaçkakan romanlarını almama sebep, Tom Robbins'in Parfümün Dansı kitabını okumam olmuştur. O kitap beni alıp götürmüştü kokuların dünyasına. Hayal gücüne ve kalemine hayran kalmıştım. Her iki kitabında da ilk sayfalar biraz ağır ilerledi, karakterleri çözümlemek, ne yaptıklarını anlamaya çalışmak zaman ve de konsantre olmayı gerektiriyor. Genel olarak da ağır ilerleyen bir kitap oldu benim için, bu sevmediğim anlamına gelmiyor. Her bir cümlenin hakkını vermek istiyorum okurken, yoksa esere haksızlık olurmuş gibi geliyor. Yazarın espri anlayışı çok ince, okurken acayip eğlendim. Dediğim gibi kitabı okumak için ona özel zamanınızı ayırmanız gerekiyor. Mesela kitabın karakterlerinden Amanda'nın peltek konuşmasını bize anlatabilmek için birkaç örnek verilmiş. Bunlardan birisi de "The Big Heat" filminde oynayan Gloria Grahame'in konuşmasıydı. Hemen araştırıp izledim fragmanı, tam da benim hayalimde canlandırdığım konuşma şekli gibiydi :). Bazı sevdiğim satırları da aşağıya eklemek istiyorum.

' "Beni ilgilendiren üç ruh hali var" dedi Amanda kertenkele şeklindeki kapı tokmağını çevirirken. " Bir, hafıza kaybı; iki, kendini aşırı derecede zinde hissetme hali; üç, vecd hali."
Mutfak dolabına uzanıp içinde nilüfer poleni bulunan küçük, yeşil bir şişe çıkardı. " Hafıza kaybı, insanın kim olduğunu bilmemesi ve kim olduğunu öğrenmeyi delice istemesidir. Kendini aşırı derecede zinde hissetme hali, insanın kim olduğunu bilmemesi ve bu duruma aldırış etmemesidir. Vecd hali, insanın kim olduğunu tam olarak bilmesi ama yine de aldırış etmemesidir." ' (s169)

' Kendimi o kadar aşağılık hissettim ki, bir Volkswagen'a ancak yarım metrelik merdiven sayesinde binebilirdim.' :) (s185)

' Amanda'nın Paranoyaklara Yönelik Evrensel Tavsiyesi

" Seni takip eden ve geceleri evini gözetleyen insanlar yüzünden telaşa kapılma. Onların Hollywood'dan gelen yıldız avcıları olduklarını düşünmeye çalış." ' (s197)

Arka Kapak:
Yazar, insanın acı çekmesini, özgür ve mutlu olamamasını doğadan kopmasına, kazanma hırsı, kaybetme kaygısı ve ölüm korkusu gibi "doğa dışı" gerginlikler edinmesine bağlıyor. Ve bütün bunlara neden olan otoriter, teknolojiye tapınan ve ekonomiyi sağlıktan, sevgiden, hakikatten, güzellik ve seksten üstün tutan modern medeniyeti suçluyor. Emir, sansür, ödül ve ceza ile sistemi ayakta tutan politikacıların, askerlerin ve din adamlarının doğadan, dolayısıyla hayattan korktuklarını belirtiyor. Özgür ve neşeli bir hayat yerine "istikrarı" amaçlayan bir hayata maruz kalmamızda dinin rolünü deşiyor. En istikrarlı toplumların polis devletleri olduğunu, doğanın ve hayatın istikrarlı olmadığını, istikrarın doğal olmadığını vurgulayarak dinin Cennet ödülü ve Cehennem cezası ile istikrarı sağlamaya çalıştığına dikkat çekiyor. Nesneyle özne, ölümle hayat, doğal olanla doğaüstü, uyanmakla rüyalara dalmak arasındaki hiçbir sınırın kalmadığı bütünlüklü hayat tarzını kaybeden insanların da korkuya kapılarak, dine sığındıklarını, böylece yaşamaktan vazgeçtiklerini söylüyor...

Çingene ruhlu Amanda ile davulcu ve heykeltıraş Ziller başka bir hayat yaşamaya karar verirler. Yol kenarında bin birçeşit insanın uğrayıp molaverdiği sosis ve sebze/meyve suyu satılan, bale kıyafeti giymiş pirelerin gösteri yaptığı, çeçe sineği ve zehirsiz yılanların sergilendiği bir dinlenme tesisi açarlar. "Ölüm korkusu köleliğin başlangıcıdır" diyen, hayatta asılolanın "üslup" olduğuna inanan renkli ve şehvetli Amanda, "şeytanın meyvesi" mantarlara, böceklere ve çiçeklere karışır... Bütün yolculuklarını kaynağa doğru yapan, yaratılıştaki ritimle müzikteki ritmi bağdaştıran Ziller ise yabani, yarı çıplak, sessizce ortalıkta dolanır... Tarihi Batı kültüründen çok daha eski olan Hint, Tibet, Afrika kültürleri ile pagan dünyayı hatırlayarak yaşarlar...
Kaybetmekten ve kazanmaktan öte bir hayat arayanlara...


İyi okumalar..

21 Ocak 2011 Cuma

Anıkolik


Kitabın adı: Anıkolik
Yazarı: Pagan Kennedy
Yayınevi: Siren Yayınları
Sayfa sayısı: 232
Fiyatı: 15 TL
İndirimli fiyatı: D&R


Kitapta her ne arıyorsam bulamadım. Arka kapak yazısına göre daha iç açıcı bir hikaye bekliyordum belki de. Okuması çok kolay, hemen bitiyor. Okurken kitaba yoğunlaşmanız gerekmiyor "Tom Robbins"'in kitapları gibi değil :) Bunu da bir sonraki postta yazacağım inşallah. Fakat Siren Yayınları'nın kalitesinden memnun kalmadığımı da söylemeliyim. Kitap çok sert, sayfaları kalın, tek elle kitabı okumak zor çünkü kaba bir kitap. Biraz zorlarsanız sayfaları açmak için bu sefer de kapak kırılıyor :(. Kitabın içeriğine gelirsem; Duncan adında bir profesör üniversiteden arkadaşı olan Litminov'dan beklenmedik bir telefon alır. Litminov'un icat ettiği "Mem" adını verdiği hapla tanışır ve hayatı bir anda değişir. İşte bu değişimi ben daha güzel hayal etmiştim. Sonra olaylar bu hap etrafında dönüp dolaşır. Beni en çok etkileyen kısım hikayede göğüs ameliyatı olmuş kanserli bir kadının hapla eski günlerini yaşayarak mutlu olması olmuştu.

Arka Kapak

Hayatlarımızı sürdürmeye mahkûm olduğumuz bu mağaradan, bu şimdiki zaman hapisanesinden kurtulmuş olmanın verdiği rahatlamayı nasıl tarif edebilirdim, bilemiyorum... Kendi geçmişim uçsuz bucaksız bir ülkeye dönüşmüştü... Dilediğim her yere gidebiliyordum. İlacın etkisi yok olunca, her zamanki mutsuz hayatıma geri dönecektim... Beni ihmal eden karım, canımı sıkan işim, kış boyunca arabaların tepelerine çiseleyen gri kar ve o otoban manzarası... Aradan geçen yıllarda neler olmuştu? Kendimi ve benim için önemli olan şeyleri nerede kaybetmiştim?

Fanzin dünyasının yakından tanıdığı, San Francisco Chronicle tarafından "Çağımız Çehov"'u olarak tanımlanan Pegan Kennedy, Anıkolik'te hayatını zamanın raylarına oturmayı beceremeyenlerin öyküsünü anlatıyor. Kaybettiği annesinin yüzünün apaydınlık parladığı, çoktandır yabancılaştığı eşine tutkuyla sarıldığı, hayatın olasılıklarının önünde sozsuzluğa uzandığı günleri hatırlamak isteyen; zamanın yıkım iştahıyla çoşkuları henüz tükenmeden önce olduğu adamı canlandırmaya çalışan Win Duncan'ın öyküsü...

Akrep ve yelkovanı gerilerde yitirdiklerimize doğru çevirmek; bir hap yutarak geçmişe geri dönmek mümkün olsaydı eğer, ne olurdu?

İyi okumalar..

20 Ocak 2011 Perşembe

Merhaba

İlk postum tanışma amaçlı bir merhaba olsun.. Kitap bloglarını takip ettikçe, okuma isteğimin arttığını, alınacaklar listemin kabardığını gördüm. Önceden bilgisayarımda bir veritabanı oluşturarak, aldığım ve okuduğum kitapları kendi kendime takip ediyordum. Sonra bilgisayarım taşındı, bir şey oldu ve bu dosyayı kaybettim.. Buranın kalıcı olacağını düşünerek yeni bir başlangıç yapmak istedim. Kızlarımı da güzel olacağını düşündüğüm bloguma dahil etmek istedim ve blog başlığı bu şekilde oluştu. Umarım hem benim keyifle güncelleyeceğim, hem de sizlerin keyifle okuyacağı bir blog olur..