24 Kasım 2014 Pazartesi

Yeni Kitaplar ve Özlemim

Arkadaş yayın evinden sipariş ettiğim kitaplarım geçen hafta geldi ve Idefix kitap fuarının başladığını öğrendim. Her an ikinci siparişimi verebilirim, her ne kadar Tutunamayanlar yavaş ilerlese de; ve okunacaklar çoğalsa da. Tutunamayanlar çok farklı bir kitap; ağır, özümseyerek, aceleye getirmeden ve tadını çıkara çıkara okuyorum. Öyle bir kitap ki tek postta onu anlatamayacağımı düşündüm. Bu yüzden bir kenara not etmek yerine buraya yazıyorum, parça parça...

Annemi özlüyorum, çok özlüyorum, bu özlemimi ablamla, eşimle veya arkadaşımla paylaşmak bana yetmiyor. Sürekli bunu dile getirmek istiyorum. Neredeyse 5 ay oldu, kokusunu hatırlamak istiyorum, çekiyorum çekiyorum gelmiyor burnuma. Artık yok. Ne zaman ki biri bir şey anlatsa bunu geriye dönüp kendimle özdeşleştiriyorum, ben de annemle yapmıştım, ya da annem de böyle yapardı diye. Kendimi tutuyorum o anda ancak kendimle kalınca tutamıyorum. Göz yaşları içimdekini atmama yardımcı olsa keşke, olmuyor olamıyor. Boğuluyorum tüm bu anılarda, çıkmak isteyip, çıkamıyorum. Sağa bakıyorum annemin menekşesi, ona su verişi canlanıyor gözümde. Sola bakıyorum annemin cüzdanı, içine vesikalıklarımızı nasıl yerleştirdiği geliyor.. Gözümü kapatıyorum, sanki annemmişim gibi yatağında can verirken acı çekti mi? rüya gibi tuhaf bir şeyler yaşıyorum, hıçkırıklar yükselmeye başlıyor istemeden. Geçmeyecek hiç bir zaman biliyorum, bunu her zaman hissederek yaşayacağım. Artık kendimi anlatacağım bir annem yok, hala var olduğunu sandığım zamanlar oluyor ne yazık ki.. Melek annem sen iyi ol yeter ki, ben bir şekilde iyi olacağım, merak etme..

21 Kasım 2014 Cuma

Tutunamayanlar - 2

Kaç yıl sonra başlayacağını henüz bilim adamlarımızın kesinlikle tespit edemediği tunç devri, halkımız için bir altın devri olacaktır. Bir kısım ilahıyatçılara göre bu devir, İsa'nın İkinci Gelişi ile aynı zamana raslayacaktır.
Tunç devrinde insanlarımız arasında, birinci sınıf vatandaş, ikinci sınıf vatandaş ve halk şeklinde yapılan ayrım ortadan kalkacaktır.
Umumi nakil vasıtalarında biletçiler, halka, bay ve bayan gibi kaba tabirlerle hitap etmeyeceklerdir.
Şöförler halka eziyet etmeyeceklerdir. Bozuk para bulunduracaklardır.
Köylüler, en kalın elbiseleriyle, güneş altında çömelerek saatlerce devlet kapısında beklemeyeceklerdir.
Apartman kapıcılarının saltanatı sona erecektir.
Kalabalık caddelerde oyuncak satan esmer adam, kemer satan ve olduğundan yirmi yaş fazla gösteren adam ve küçük şişelerde ne olduğu anlaşılmayan bir sıvı satan ve sar'ası yüzünden sık sık kaldırımlara düşen adam ve meyhanelerde fıstık satan gözlüklü genç adam ve gene meyhanelerde kasap oyunu oynayarak hayatını kazanan Koço ve artık yaşlandığı için rakı isteyince şarap getiren garson Tanaş, bu zavallı durumlarından kurtarılacaktır.
Herkes istediği mesleği seçecektir. Ressam olmak isteyenler reklamcı, yazar olmak isteyenler mühendis, mimar olmak isteyenler iktisatçı, meyhaneci olmak isteyenler hukukçu, hukukçu olmak isteyenler texgahtar, adam olmak isteyenler uşak ve dilediği gibi yaşamak isteyenler rezil olmayacaklardır.
Delilerle alay edilmeyecektir. Mahalle çocukları böylelerinin peşine takılmayacaktır.
Para kazanamayanlara serseri denilmeyecektir.
Babalar, kızlarını her çeşit insana vereceklerdir.
Sokak köpeklerinin durumu düzeltilecektir.
Çocuklar, masallarla ve Allahın vereceği cezalarla korkutulmayacaktır.
Taşradan gelenler, şehirde doğmaktan başka meziyetleri olmayanlar tarafından hor görülmeyecektir.
Kurnazlık ortadan kalkacaktır. Bu konuda sıkı tedbirler alınacaktır.
Yüreğimizi ezen bu sıkıntı, başımızdaki bu ağırlık kalkacaktır.
O zaman, bin yıllık saltanat başlayacaktır. Bin yıl daha sürecektir. Bin yıl daha sürecektir. Bin yıl daha sürecektir. Bin yıl daha sürecektir. Bin yıl daha, bin yıl daha...

7 Kasım 2014 Cuma

Tutunamayanlar - 1

Mükemmel bir daire çizilemeyeceği gibi,
Aklın ve tecrübenin de insanı idaresi kolay değil.
Tanrı çizmiyor her zaman kaderimizi;
Madde ve ruh arasına çizilen sınırdaki kesinlik yok.
Büyük ihanetler pençesinde tutuyor insanı,
Büyük karışıklıklardan kaçtığı yerlerde bile.
(s.142)

4 Kasım 2014 Salı

Golem ve Cin


Kitabın Yazarı: Helene Wecker
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa sayısı: 640
Nereden kaça aldım?: IDEFIX

Kitabı bitireli 10 gün oluyor ancak şimdi fırsatım oldu blogumu güncellemek için. Bu sefer kitabın fotoğrafını çalışma odamdan da bir kesit alarak çektim. Çok sevdiğim, huzur bulduğum, kitap okumasam bile boş boş oturabildiğim, kafamı dinlediğim, mutlu olduğum evimin en güzel köşelerinden biri burası. Kitaba söylenecek pek bir sözüm yok, hayallerin ötesinde, evrenin ötesinde, insanın ötesinde iki varlığın hikayesini Golem'i ve Cin'i tanıyoruz. Onları anlamaya çalışıyor, onlarla birlikte heyecanlanıyoruz. Müthiş bir hikaye, müthiş bir kurgu, mutlaka okumalısınız.

" Yine de aşkın temeli yalnızlıktır, arzular çok geçmeden tükenir. Ortak bir geçmiş, gelenek ve değerler iki insanı fiziksel birliktelikten çok daha fazla birbirine bağlar." (s.214)

" Oysa onun tek istediği, alışılmışın rahatlığıydı." (s.262)

"Günlerini ekmek pişirerek harcamak seni üzmüyor mu?" "Üzmeli mi? Ekmek yapmak diğer işlerden daha mı değersiz?" (s.354)

" Öfkenin nesi kötü ki? En saf, en dürüst duygu!" (s.356)