26 Aralık 2013 Perşembe

Kardeşimin Hikayesi




Kitabın Yazarı: Zülfü Livaneli

Yayınevi: Doğan Kitap

Sayfa sayısı: 324

Nereden kaça aldım?: Hatice'den ödünç aldım


İlk Zülfü Livaneli okumam, sayfalar nasıl aktı; nasıl kitabın sonuna geldim anlamadım. Kitap nasıldı diye sorduğum ve hep "değişik, tuhaf" yanıtını aldığım kitabı ben çok beğendim. Evet değişik ve tuhaf bir karakter anlatılan, anlatan (ya da ikisi birden :)) ama bu kitabın burun kıvrılması anlamına gelmiyor kesinlikle. Sonlara doğru tuhaf hikayeden, Mehmet'in farklı davranışlarından bir şeyler çıkarmaya başladım ancak sonunu hiç bir şekilde tahmin edemedim. Psikolojik gerilim tadında bir hikaye, temelinde aşk'ın yattığı ,tüm yaşananların kaynağında aşk olduğunu görerek bitiriyorsunuz. Zaten kitapta da aşktan bolca bahsediliyor.

"İnsanın biyolojik fonksiyonlarına aşırı bir anlam yükleme çabası içindeyiz. Çünkü hiçlik zor geliyor." (s.16)

"Nietzsche'nin 'aktif unutma' tezi üzerinde çalışıyordum. Ona göre hayvanlarla insanlar arasında temel bir tarihsellik farkı vardı. Hayvanların tarihselliği yoktu; dün ve bugün arasında bir fark hissetmezlerdi. Bu tarihsel bilinç insana özgüydü ve hayvanları kıskanmamız için bir sebepti. İnsanın geçmişini araştırması acı veren bir deneyimdi. Mutlu olmanın tek şartı 'unutmayı' başarabilmekti." (s.185)

"İnsan, kendine kurallar koyulan bir hayvan gibi her duruma alışıyor." (s.245)

23 Aralık 2013 Pazartesi

Kitap Hırsızı





Kitabın Yazarı: Markus Zusak

Yayınevi: MartıYayınları

Sayfa sayısı: 574

Nereden kaça aldım?: Arkadaş



2 haftada ancak bitirebildim. Belki de bilmiyorum hep yanı başımda bu harika kapaklı kitap olsun istedim, bitmesini istemedim. Öyle zor okunacak bir kitap kesinlikle değil. Olaylar Himmel Sokağı'nda (Münih, Almanya) geçiyor. Führer'in 1940'lı yıllarda yaptıklarının ufak bir kesiti bize Azrail'in ağzından anlatılmış. Ölümler, ruhların ele geçirilmesi olarak yumuşak bir anlatımla bize aktarılmış. Anlatım esnasında Azrail'in dahi Hitler'e olan antipatisini hissedebiliyorsunuz. Himmel sokağında Liesel'in (kitap hırsızının) başından geçen talihsiz olaylar zinciri (aslında olaylar demeyim olan her şey kötü) masalsı bir anlatımla sanki bu yaşananlar çok olağanmış gibi anlatılıyor. Nazi Almanya'sının diktatörlüğü karşısında tüyleriniz ürperirken, neden diyorsunuz hepimiz altı üstü insan değil miyiz!

Kitabın filminin çekildiğini ve Mart-Nisan gibi izleyebileceğimi öğrenince açıkçası çok sevindim. Fragmanı etkileyici, sahneye yansımasının kitaba göre daha can acıtıcı olacağını düşünüyorum.

"Yüzünüze bir tokat yedikten sonra gülümsediğinizi düşünün. Sonra da bunu günde yirmi dört saat yaptığınızı.
Bir Yahudi'yi gizlemek böyle bir şeydir." (s.224)

"Caddenin her yerinde insanlar vardı ama boş olsa yabancı bundan daha yalnız olamazdı." (s.496)


16 Aralık 2013 Pazartesi

İdefix 11. Kitap Fuarı Siparişim





Eylül'e aşağıdaki "Renkler ve Şekiller" kitabını almak için gezinirken, İdefix'te kitap fuarı olduğunu gördüm. O gün kampanyaya giren "Charlie'nin Çikolata Fabrikası"nı ve yandaki 5 kitabı ekledim kütüphaneme. Hüseyin Rahmi Gürpınar, diliyle; Tarihçi kitabı da yazılarının küçüklüğü ve sayfa sayısı ile gözümü korkutsa da her birini okuyacağım günleri merakla bekleyeceğim :).



9 Aralık 2013 Pazartesi

Bütün Kadınların Kafası Karışıktır


Kitabın Yazarı: Ece Temelkuran

Yayınevi: Everest Yayınları

Sayfa sayısı: 106

Nereden kaça aldım?: Arkadaş

Hakikaten çok karışıktı :). Benim bu kadar karışık değil sanırım, yok yok değil, bu biraz bana delirmenin eşiği gibi geldi. Sonlara doğru bilmiş lafların arttığı kitap daha çekici bir hale gelse de başlarında ben de "bu ne ya!" dedim. Gerçi başı sonu arasında pek de bir şey yok kısacık bir kitap iki oturuşta bitti. Ne biliyim işte güzel tespitler de var ama okuyun isterseniz değişiklik olur, azıcık kafanız da karışır hem :)


"Hiçbir şey beklemediğini söyleyenler en çok bekleyenlerdir aslında." (s.71)

"mevhibe, biz, öyle şarkılar dinliyorduk ki, yaşamaya ad koymak mümkün değildi. anlamak, hoşumuza gitmiyordu; çünkü, anladığımız şeyleri değiştiremiyorduk. biz, o günlerde işte, tırnaklarımızı yemeye başladık. birden bedenlerimiz büyüdü. en başından yorgun ve küsmüştük. biz, küsmüştük. ne garip, oysa bir çoğumuzun adı, çağrı, umut, barış, devrim, savaş veya özgür'dü. adlarımızın anlamlarını ezberleyip sonra da unutmaya çalışarak, bedenlerimizi büyüttük. biz ne savaşabildik, ne de barışabildik dünyayla, ne özgürdük ne de umudumuz vardı. işte bu yüzden böyle öyküler yazdık, kırık ve bağlantısız."

6 Aralık 2013 Cuma

Neşter Müziği


Kitabın Yazarı: David Carnoy

Yayınevi: Can Yayınları

Sayfa sayısı: 384

Nereden kaça aldım?: Tepe Prime D&R Can Yayınları kampanyasından 5 TL

İsmini hiç duymadığım, alırken de "aldım ama acaba!" dediğim bu kitabı bu kadar beğeneceğimi bilemezdim. Ne zamandır polisiye, gerilim tarzında bir kitap okumuyordum. Aklınızdaki tüm soruların yanıtını almak için de son sayfaya kadar pür dikkat okutturan bir kitaptı. Kısacası enfes bir kurgu, anlatım, heyecan arıyorsanız okumalısınız.

Fotoğrafı da pazar günü evde keyif yaparken çektim. Bir gün önceden pişirmiş olduğum nefis limon soslu cheesecake ve kahve ile harika bir okumaydı. :)

2 Aralık 2013 Pazartesi

Dönüş


Kitabın Yazarı: Ayşe Kulin

Yayınevi: Remzi Kitabevi

Sayfa sayısı: 295

Nereden kaça aldım?: Eltimden aldım

Üniversitedeyken okumuştum en son Ayşe Kulin'i, Sevdalinka idi sanırım kitabın adı. Bir gün okula geleceğini duydum yazarın, gittim heyecanla. Ama karşımda gördüğüm yazar benden daha heyecanlıydı :). O andan sonra yazara karşı bir soğukluk oluştu istemeden :(. Her yeni çıkan kitabına burun kıvırdım, böyle bir hakkım olmamasına rağmen. Geçen hafta eltimin kızı Defne'nin doğum gününe gittiğimiz zaman ona da anlattım aynı durumu :). Bunu oku seveceksin diyince aldım elime kitabı. Eski okuduklarımdan farklı olarak bir aile anlatılıyordu sadece, tarihi romanlarından değildi. Hikaye absürd olsa da elimden bırakamadım, severek okudum ve bitirdim. Kitabı bitirdikten sonra eşime anlattım, biraz zorlama olmuş sanki konusu gibi bir yorumda bulundu. Okurken öyle hissetmeseniz de sonradan böyle bir duyguya kapılabiliyorsunuz. Aslında hayatta her şey insanlar için lafının cuk oturduğu bir kitap. İyi okumalar..

Kitabı iyi özetleyen 1-2 paragraf paylaşmak istiyorum.

"Aslında çok basit bir şey söylüyorum, doğruları mahalle baskıları tayin ediyorsa mesela, mahalledekilerin hepsinin en doğru şekilde düşündüğünden, yaşadığından emin olmalıyım. Yoksa doğrular kime göre sorusu kafama takılı kalır."
"Ahlak kuralları diye bir şey var."
"Yine kimin ahlakına göre? Arabistan'a gidiyorsun, kadının saçını göstermesi ahlaksızlık. Afganistan'a gidiyorsun, yüzünü göstermesi yasak! Hollanda'ya gidiyorsun, çıplaklık serbest, iki kadın ya da iki erkek birbiriyle evlenebiliyor ama sen şu işe bak, çiftlerin ne olursa olsun birbirlerini aldatması hoş karşılanmıyor. Git Eskimoların ülkesine, ev sahibinin erkek konuğuna en büyük misafirperverlik olarak ikram ettiği karısını geri çevirmek, çok ayıp. Kısacası tek bir 'doğru' yok! Doğru, nerede durarak, hangi açıdan baktığına bağlı, içinde yaşadığın topluma bağlı, o toplumun değerlerine bağlı..."   (s.189)