Sayfalar

2 Nisan 2015 Perşembe

Neler Okudum :)


2 aylık bir aradan sonra merhaba, yeniden. Bu sürede bol bol okudum, ve instagramdan paylaştım okuduklarımı, pişirdiklerimi. Takip etmek isterseniz aşağıdaki fotoğrafta kullanıcı adım var :).. 









 
 

Bu sürede tabi yeni kitaplar aldım, yukarıdaki bebeklerin hepsi İdefix'in Can Yayınları kampanyasından kaptıklarım. Her biri için sabırsızlanıyorum. Bu gün de bir öğle arasında yandaki resimde gördüğünüz Güvercin isimli kitabı bitirdim. Zaten çok kısa hemen okuyabiliyorsunuz. Okuması ağır bir kitap da değil, insanlardan uzak kendini güvende hissetmek için kendi dünyasında yaşayan bir adamın aniden bir güvercinle karşılaşmasıyla tüm zırhları iniyor. İntihara kadar varan düşüncelere kapılıyor, ayrıntılar oldukça fazla ancak sıkmıyor. Koku isimli romanıyla ünlenen yazarın bu kitabını beğenenler olduğu kadar sığ ve yavan bulanlar da var. Ben beğendim, çok fazla bir beklentiye girmediğim için olabilir.



Herkese keyifli okumalar..

27 Ocak 2015 Salı

Rüyada Terakki


Kitabın Yazarı: Molla Davutzade Mustafa Nazım Erzurumi
Yayınevi: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları
Sayfa sayısı: 186
Nereden kaça aldım?: Arkadaş

1913 yılında başka bir alem olarak nitelendirilen modern ve her şeyin tam otomatik olarak yürütüldüğü, binaların arasından kat kat uzanan köprüler, yollar, restoranlarda düğmeye basarak gelen yemekler, herkesin kendine has kart numarası, çocukların doğduktan sonra 1 yıl boyunca yetiştirildiği doğum evleri vb.. anlatıldığı bir dönem. Bir sürü şey hayal edilmiş ileriyi düşünülerek ve çok güzelmiş gibi anlatılmış. Ancak benim içimi karartmaya yetti. Yine de o zamanlardan bunların düşünülmesi kağıda dökülmesi ve günümüze aktarılması bana harika geliyor. Kitabın yarısı direk osmanlıca çeviri, diğer yarısı ise sadeleştirilmiş türkçe olarak basılmış. Tabi ki ben yarısını okumakla yetindim :).

"Kanuna şöyle bir göz gezdirdim. İlk olarak şu satırlar dikkatimi çektiğinden okumaya başladım: 'İnsan yalan söylemez. Yalan söyleyenler insanlıktan çıkarılır.'" (s.127)

19 Ocak 2015 Pazartesi

Daha


Kitabın Yazarı: Hakan Günday
Yayınevi: Doğan Kitapçılık
Sayfa sayısı: 420
Nereden kaça aldım?: Arkadaş

Hakan Günday acımasız sert diliyle yine sizi acı gerçeklerle tokatlaya tokatlaya devam ediyor yoluna. Ancak ben bu hikayesini AZ'a göre "daha" beğendim. :) AZ'daki tesadüfler beni yılmıştı açıkçası. Gündelik hayattan uzak ve uç yaşantıları ele alan bir kitaptı yine. Çok cümle vardı altını çizeceğim, beğendiğim.

"Arkalardan edilen küfürlerden ibaret kalmış intikamlarla dolu bir hava... Biraz da oksijen. Öldürmeyecek kadar. Ölme de bir işe yara, diye... Tabi ki insan hayatı kutsaldı ama sadece herhangi bir işe yaradığı süreze. Dolayısıyla yaradığı işin değeri her neyse, hayatınki de o kadardı. Yani biri çıkıp da o değeri karşılayabilecek olsa, o hayata da gerek kalmaz ve aradan çıkarılabilirdi. Matematikti her şey." (s.91)

"Annelerimiz dünyaya bizimle ateş etmişti. Birer mermi gibi doğmuştuk ve önümüze kim çıkarsa, karnını delmek için depoda uçuşuyorduk. Menzilimiz ömürlerimizdi. Bizim adımız Hikaye'ydi. İki adam ve bir depoyla ilgiliydi." (s.119)

" Her şey hayatın düşmanı! Yediğin, içtiğin, ne bileyim, aldığın her nefes, her şey!" (s.122)

"İtaat, iradesinden vazgeçen için, dünyanın bütün hatalarını yapabilme özgürlüğüydü! İtaat, kişinin, kenid başına işlemeye asla cesaret edemeyeceği suçları gerçekleştirebilmesinin müthiş bir yoluydu." (s.223)

"Ne de olsa, memuriyet bir hayatta kalma sanatıydı. Memurlar, daima hayatta kalacak ve kıyametin resmiyet kazanmasını sağlayacak olanlardı. Yalnız tek sorunları, bütün tırnakları ve ... tutundukları o hayatta ne yapacakları hakkında hiçbir fikirlerinin olmamasıydı. Çünkü henüz konuyla ilgili bir yönetmelik yayımlanmamıştı." (s.256)

"Yurtta ya da okulda tanıdığım bütün insanlarla kurduğum ilişki, bir saat mekanizması içindeki çarkların birbirlerini döndürmek için geçici olarak kenetlenmelerinden ibaretti." (s.267)

"Ankara çoktan uyanmış ve uyandığına çoktan pişman olmuş gibi görünüyordu." (s.275)

12 Ocak 2015 Pazartesi

Tatlı Rüyalar


Kitabın Yazarı: Alper Canıgüz
Yayınevi: Tatlı Rüyalar
Sayfa sayısı: 186
Nereden kaça aldım?: Arkadaş

Kitaba Perşembe akşamı başlayıp Cuma akşamı bitirdim. Okuduğum ilk Alper Canıgüz romanı, ilk yazdığı oldu. Okurken çok eğlendim, konusu kapağında yazdığı gibi absürd, psikolojik vs. Sanki bu kitaptaki konulardan bir çok kitap yazılabilir gibi geldi bana. Severek okudum, tavsiye ederim, tam benlik kitaplardan.. Diğer kitapları da kütüphanemde okunmayı bekliyor..

8 Ocak 2015 Perşembe

Momo


Kitabın Yazarı: Michael Ende
Yayınevi: Kabalcı
Sayfa sayısı: 303
Nereden kaça aldım?: Arkadaş

Momo bir çocuk, gençlik kitabıymış. Okuması oldukça eğlenceli ve hızlı bir kitap oldu. Sonra dedim ki bizim zamanımızda var mıydı acaba böyle kitaplar :).. Büyüklere de çok güzel göndermelerde bulunulan harika bir konusu vardı; zaman, zamanı kullanma, zamandan tasarruf...
Okurken ara sıra kızlar söylerler anne sesli oku diye. Bu kitabın konusu büyük kızımı da sardı, ancak poz vermek küçük kıza nasip oldu :)

5. - 6. sınıf öğrencileri için keyifli bir kitap olur diye düşünüyorum. Ben o yaşlarda ya da öncesinde çok iyi hatırlayamıyorum ama Çocuk Kalbi'ni okumuştum. Sonrada Şeker Portakal'ı ile tanışmıştım. Bir de Kemalettin Tuğcu'nun acıklı kitapları yer etmiş hafızamda. Nerde Momo nerde Kemalettin Tuğcu :)

Keyifli okumalar diliyorum herkese..

7 Ocak 2015 Çarşamba

Hepsini Ben Hesapladım

Duman dinlerken geldi bu başlık. İçim sıkıldı yine, içim sıkılınca yazmak istiyorum sana.. Aslında her şey çok güzel değil mi? Neden böyle oluyor, belanı mı arıyorsun? Kar yağıyor, tüm pislikleri kapatıyor. Kar yağıyor, tüm ölülerimizi örtüyor. Kar yağıyor artık her şey daha güzel. Hem okullar da tatil, çocuklar sevinçli. Ne istiyorum ki daha! Bir şey mi istiyorum sanki.

6 Ocak 2015 Salı

Decameron


Kitabın Yazarı: Giovanni Boccaccio
Yayınevi: Oğlak Yayıncılık
Sayfa sayısı: 909
Nereden kaça aldım?: IDEFIX

Kitabın orjinal kapağını satış sitesinde görebilirsiniz. Ancak bu kapakla kitabı dışarıda okumam pek hoş olmayacağı için kaplamak zorunda kaldım :). 2 ciltlik kitap özel kutusunda satılıyor. Deca 10 demek kitap da 10 günlük hikaye anlamına geliyormuş. 1307 yılında İtalya'da veba salgınından kaçan 7 kadın ve 3 erkeğin bir evde toplanarak 10 gün boyunca birbirlerine anlattıkları hikayelerden oluşuyor. Hikayeler o günün kraliçe ilan edilen kişisi tarafından belirlenmiş bir konu etrafında dönüyor. Genellikle 13-14 yaşlarında güzel kızların, kadınların, ya da kendine hakim olamayan keşişlerin, papazların etrafında dönen cinsel içeriklerin de sıklıkla yer aldığı hikayeler. Açıkçası ilk cildi okumam yeterli oldu. Bir süre sonra hep aynı şeyi okuyormuşum gibi hissettim. 2014'ün son kitabını da böylece tamamlamış oldum demem yanlış bir ifade olacak, yarıda bırakmış oldum :)..

Herkese mutlu, kitap dolu bir 2015 dilerim..

12 Aralık 2014 Cuma

Tutunamayanlar


Kitabın Yazarı: Oğuz Atay
Yayınevi: İletişim
Sayfa sayısı: 724
Nereden kaça aldım?: ARKADAŞ

Bu efsane kitabı okurken şekilden şekle girdim :) ve girdiğim şekilleri de kolaj yaptım. Çok sevdim, çok paylaştım, çok sahiplendim, çok efkarlandım, çok düşündüm, çok keyif aldım, çok hüzünlendim, çok dinlendim, çok yoruldum, çok uzaklaştım, çok yakınlaştım, çok uzattım ve bu çok hoşuma gitti. 1970'li yıllarda yazılmış bu kitapta, kendimi o kadar o ana yakın hissettim ki...

"Hayatlarıyla yanlış olanların ölümleriyle doğru olmalarına imkan var mıdı?" (s.202)

"Tarih bir tahriften ibarettir. Tarih, geçmişten geleceğe uzanan ve bugün gördüğümüz bir rüyadır." (s.231)

"Çürümek dedim de aklıma geldi: bugün iş peşinde koşmalıyım. Daire dediklerine göre, çevresinde dönüp duracaksın. Yumuşak bir dönüş: yavaş yavaş yıpratır insanı." (s.290)

"Birinci sınıf okuyucu; hayır, daha ileri: lüks okuyucu. Kitaplarının böyle okunduğunu bilselerdi fakirler, kim bilir ne kadar sevinirlerdi. Durmadan yazarlardı; bir türlü ölemezlerdi." (s.397)

"Bir silgi gibi tükendim ben. Başkalarının yaptığını silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa. Ben kurşun kalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım." (s.598)

"Bana yaşamasını öğretmediler. Daha doğrusu, bana her şeyin öğrenilerek yaşanacağını öğrettiler. Yaşanırken öğrenileceğini öğretmediler." (s.611)

"Montaigne, kötü davranışlardan, istediğiniz için kaçının, diyor: beceremediğiniz için değil." (s.612)

10 Aralık 2014 Çarşamba

Tutunamayanlar - 4

Düşünceli görünüyorsunuz Turgut. Ne korkunç bir iftira. Beni mi düşünceli görüyorsunuz? Hiç adetim değildir: düşünmem. Hayır, düşünceli görünüyorsunuz. Muhakkak bir sıkıntınız var. Demek yakalanmak için bir tuzak bu. Düşünceli görünüyorsunuz. Düşünmeyince kurtuluyorsunuz. Neyin var, düşünceli görünüyorsun. Bu sözden sakınmalı. Düşüncesiz de olma. O zaman da ne kadar düşüncesiz bir adam, derler. Düşünün, düşünün ama durup dururken düşünmeyin. İşinizde çalışırken düşünün. Ev satın alırken düşünün. Çocuklarınızın geleceğini düşünün. Yalnız, akşam evde otururken, durup dururken düşünmeyin.
(s.556)

Tutunamayanlar - 3

Düşünmek, hayatı ne karmaşık bir biçime sokuyor. Bu telaş içinde bekleneni veremiyorum. Her gün açıklanamayanlar biraz daha artıyor. Tarifi güç bir yorgunluk geliyor üstüme.
(s.553)

24 Kasım 2014 Pazartesi

Yeni Kitaplar ve Özlemim

Arkadaş yayın evinden sipariş ettiğim kitaplarım geçen hafta geldi ve Idefix kitap fuarının başladığını öğrendim. Her an ikinci siparişimi verebilirim, her ne kadar Tutunamayanlar yavaş ilerlese de; ve okunacaklar çoğalsa da. Tutunamayanlar çok farklı bir kitap; ağır, özümseyerek, aceleye getirmeden ve tadını çıkara çıkara okuyorum. Öyle bir kitap ki tek postta onu anlatamayacağımı düşündüm. Bu yüzden bir kenara not etmek yerine buraya yazıyorum, parça parça...

Annemi özlüyorum, çok özlüyorum, bu özlemimi ablamla, eşimle veya arkadaşımla paylaşmak bana yetmiyor. Sürekli bunu dile getirmek istiyorum. Neredeyse 5 ay oldu, kokusunu hatırlamak istiyorum, çekiyorum çekiyorum gelmiyor burnuma. Artık yok. Ne zaman ki biri bir şey anlatsa bunu geriye dönüp kendimle özdeşleştiriyorum, ben de annemle yapmıştım, ya da annem de böyle yapardı diye. Kendimi tutuyorum o anda ancak kendimle kalınca tutamıyorum. Göz yaşları içimdekini atmama yardımcı olsa keşke, olmuyor olamıyor. Boğuluyorum tüm bu anılarda, çıkmak isteyip, çıkamıyorum. Sağa bakıyorum annemin menekşesi, ona su verişi canlanıyor gözümde. Sola bakıyorum annemin cüzdanı, içine vesikalıklarımızı nasıl yerleştirdiği geliyor.. Gözümü kapatıyorum, sanki annemmişim gibi yatağında can verirken acı çekti mi? rüya gibi tuhaf bir şeyler yaşıyorum, hıçkırıklar yükselmeye başlıyor istemeden. Geçmeyecek hiç bir zaman biliyorum, bunu her zaman hissederek yaşayacağım. Artık kendimi anlatacağım bir annem yok, hala var olduğunu sandığım zamanlar oluyor ne yazık ki.. Melek annem sen iyi ol yeter ki, ben bir şekilde iyi olacağım, merak etme..

21 Kasım 2014 Cuma

Tutunamayanlar - 2

Kaç yıl sonra başlayacağını henüz bilim adamlarımızın kesinlikle tespit edemediği tunç devri, halkımız için bir altın devri olacaktır. Bir kısım ilahıyatçılara göre bu devir, İsa'nın İkinci Gelişi ile aynı zamana raslayacaktır.
Tunç devrinde insanlarımız arasında, birinci sınıf vatandaş, ikinci sınıf vatandaş ve halk şeklinde yapılan ayrım ortadan kalkacaktır.
Umumi nakil vasıtalarında biletçiler, halka, bay ve bayan gibi kaba tabirlerle hitap etmeyeceklerdir.
Şöförler halka eziyet etmeyeceklerdir. Bozuk para bulunduracaklardır.
Köylüler, en kalın elbiseleriyle, güneş altında çömelerek saatlerce devlet kapısında beklemeyeceklerdir.
Apartman kapıcılarının saltanatı sona erecektir.
Kalabalık caddelerde oyuncak satan esmer adam, kemer satan ve olduğundan yirmi yaş fazla gösteren adam ve küçük şişelerde ne olduğu anlaşılmayan bir sıvı satan ve sar'ası yüzünden sık sık kaldırımlara düşen adam ve meyhanelerde fıstık satan gözlüklü genç adam ve gene meyhanelerde kasap oyunu oynayarak hayatını kazanan Koço ve artık yaşlandığı için rakı isteyince şarap getiren garson Tanaş, bu zavallı durumlarından kurtarılacaktır.
Herkes istediği mesleği seçecektir. Ressam olmak isteyenler reklamcı, yazar olmak isteyenler mühendis, mimar olmak isteyenler iktisatçı, meyhaneci olmak isteyenler hukukçu, hukukçu olmak isteyenler texgahtar, adam olmak isteyenler uşak ve dilediği gibi yaşamak isteyenler rezil olmayacaklardır.
Delilerle alay edilmeyecektir. Mahalle çocukları böylelerinin peşine takılmayacaktır.
Para kazanamayanlara serseri denilmeyecektir.
Babalar, kızlarını her çeşit insana vereceklerdir.
Sokak köpeklerinin durumu düzeltilecektir.
Çocuklar, masallarla ve Allahın vereceği cezalarla korkutulmayacaktır.
Taşradan gelenler, şehirde doğmaktan başka meziyetleri olmayanlar tarafından hor görülmeyecektir.
Kurnazlık ortadan kalkacaktır. Bu konuda sıkı tedbirler alınacaktır.
Yüreğimizi ezen bu sıkıntı, başımızdaki bu ağırlık kalkacaktır.
O zaman, bin yıllık saltanat başlayacaktır. Bin yıl daha sürecektir. Bin yıl daha sürecektir. Bin yıl daha sürecektir. Bin yıl daha sürecektir. Bin yıl daha, bin yıl daha...

7 Kasım 2014 Cuma

Tutunamayanlar - 1

Mükemmel bir daire çizilemeyeceği gibi,
Aklın ve tecrübenin de insanı idaresi kolay değil.
Tanrı çizmiyor her zaman kaderimizi;
Madde ve ruh arasına çizilen sınırdaki kesinlik yok.
Büyük ihanetler pençesinde tutuyor insanı,
Büyük karışıklıklardan kaçtığı yerlerde bile.
(s.142)

4 Kasım 2014 Salı

Golem ve Cin


Kitabın Yazarı: Helene Wecker
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa sayısı: 640
Nereden kaça aldım?: IDEFIX

Kitabı bitireli 10 gün oluyor ancak şimdi fırsatım oldu blogumu güncellemek için. Bu sefer kitabın fotoğrafını çalışma odamdan da bir kesit alarak çektim. Çok sevdiğim, huzur bulduğum, kitap okumasam bile boş boş oturabildiğim, kafamı dinlediğim, mutlu olduğum evimin en güzel köşelerinden biri burası. Kitaba söylenecek pek bir sözüm yok, hayallerin ötesinde, evrenin ötesinde, insanın ötesinde iki varlığın hikayesini Golem'i ve Cin'i tanıyoruz. Onları anlamaya çalışıyor, onlarla birlikte heyecanlanıyoruz. Müthiş bir hikaye, müthiş bir kurgu, mutlaka okumalısınız.

" Yine de aşkın temeli yalnızlıktır, arzular çok geçmeden tükenir. Ortak bir geçmiş, gelenek ve değerler iki insanı fiziksel birliktelikten çok daha fazla birbirine bağlar." (s.214)

" Oysa onun tek istediği, alışılmışın rahatlığıydı." (s.262)

"Günlerini ekmek pişirerek harcamak seni üzmüyor mu?" "Üzmeli mi? Ekmek yapmak diğer işlerden daha mı değersiz?" (s.354)

" Öfkenin nesi kötü ki? En saf, en dürüst duygu!" (s.356)

18 Eylül 2014 Perşembe

Çakma Anne

Kitabın Yazarı: Alicia Ybarbo, Karen Moline, Laurie Kilmartin
Yayınevi: Domingo
Sayfa sayısı: 176
Nereden kaça aldım?: IDEFIX

Kitap bir harika, hiiç öyle ben kötü bir anne miyim, acaba bir şeyleri eksik mi yapıyorum, çok mu serbest bırakıyorum ben bu kızları (çocukları) diye düşünmenize gerek olmadığını süper bir dille anlatıyor. Kitap 1 günde bitti, metroda okurken suratımda gülümsemeyle yapışık bir şekilde eve gidip geldim. Espriler diz boyu, aşağıdaki örnek sayfayı görün ve bu kitabı okuyun.. Pişman olmayacaksınız..


17 Eylül 2014 Çarşamba

Bir Cinayetin Psikanalizi

Kitabın Yazarı: Jed Rubenfelnd


Yayınevi: Koridor


Sayfa sayısı: 488


Nereden kaça aldım?: IDEFIX

Nisan'ım kreşe, Eylül'üm okula başladı. Ödev telaşı ve hadiler de başladı.. Anne olmak zor, sabahları 6 - 7:30 arasını krizsiz geçirmeye çalışsam da çoğu zaman başaramıyorum. Bu sabah tam birbirimize girmeden evden çıktık diye sevinirken, Eylül okulda ağlamaya başladı (10 günden sonra :(). Nisan zaten kreşe başladı başlayalı her sabah ayrılışta 2 damla akıtıyor :(. Onları o halde bırakıp gitmek benim için hiç de kolay olmuyor.. Duygusal yaklaşmamak lazım ama aklım kalıyor işte. Bu hafta eğitimde olduğum için yolda gidip-gelirken okuma fırsatım oldu ve bitirebildim.. Kitapta işlenen konu başlıktan farklı değil, bir cinayet ve bir saldırı var. Saldırılan kız'a Younger'ın yaptığı seanslar, bunları hocası Freud ile paylaşması, analizler vs.. Aynı anda dedektiflerin de zanlıyı bulma çalışmaları ve hepsinin ortak bir noktada buluşmasını keyifle okuyorsunuz. Kitap tamamen kurgu değil, Freud, Jung ve Younger'ın yaşadığı dönemden büyük bir miktarda esinlenmiş ancak olaylar kurgulanarak birleştirilmiş, neyin gerçek neyin kurgu olduğu ise sonsöz ile okurlara aktarılmış. Keyif alarak okuduğum bir kitap oldu.

"Bence hayal görüyorsun, dedi Freud. Ve hayal gücünün ardında daima bir dilek vardır." (s.78)

" 'Duygularımızdan sorumlu değiliz,' diye cevap verdim. 'Dolayısıyla hiçbir duygumuzdan utanmamız gerekmez.'" (s.114)

"'Rüyalarımız', diye başladım. 'önceki gün yaşadığımız deneyimlerin parçalarından oluşur.'" (s.109)

"Olmak mı, yoksa olmamak mı? İşte bütün mesele bu: Hamlet için olmak, durağanlık, acı, korkaklıktır; olmamak ise cesaret, girişim ve eylemle bağlantılıdır." (s.372)

"Bazı insanlar, genellikle kendilerine en çok acı veren şeyle uğraşmayı severler." (s.473)

"Dr. Freud mutsuzluğun, anılarımızı bırakamamamızdan kaynaklandığını düşünüyor, dedim" (s.478)

5 Ağustos 2014 Salı

Bumerang

Kitabın Yazarı: Reginald Hill


Yayınevi: Koridor

Sayfa sayısı: 544

Nereden kaça aldım?: Ablam ödünç verdi

Kafayı dağıtmak için birebir. Polisiye, intikam, entrikalarla dolu harika bir kitap. Ablam siyah-beyaz bu serinin hepsini okumayi hedefliyor, ara sira duraklarimiz kesistiginde ben de aliyorum ondan odunc. Yandaki fotografi Rize'de Ekodanitap adli dogalligin bozulmadigi, isletenlerin İstanbul'un kesmekesinden kacip burada evlerini de insa ettikleri muthis manzarali bungalovdan cektim. Rizeye giderseniz buraya ugramanizi tasiye ederim. Ayder Yaylasi'na 10 km uzaklikta bulutlarin ustunde, altinda akan cayin sesiyle ve goruntusuyle, karsisinda heybetli, agaclarla kapli dag, kelimelerle anlatmak cok zor.. Her neyse kitabin konusu cocuk pornosu sucuyla iftira edilip guzel esi ve isiyle harika bir hayati olan Wolf'un nasil dibe vurup intikam duygusu ve sevgili hapishane psikologu ile birlikte yeniden hayata donusunu anlatiyor.

"İnsanlar bazi seyleri yapmaktansa, onlardan kacinma konusunda daha iyi oluyorlardi. İsler kotuye gittiginde, iyiye varma mucadelesi degil, kurtulmak icin daha kotuyu arama mucadelesi yapmak gerekirdi." (s.343)

"Hadda, insanlar hayatta kalabilmek icin baskalarina tepeden bakabilecekleri bir gorus noktasina ihtiyac duyarlar, diye dusundu. Bunun icin zekalarini, guzelliklerini ve dindarliklarini kullanirlar." (s.420)

1 Ağustos 2014 Cuma

Kış Uykusu

İki gündür çocuklar yok, babaları ve büyüklerle dağ evinde kalıyorlar. Ben de bekarlık sultanlıktır modunda ilk akşam kendimi kitaba verdim, ikinci akşam da sinemaya gittim. 3 saat 15 dk boyunca Nuri Bilge Ceylan'ın ödül alan Kış Uykusu filmini izledim. Önceden neyle karşılaşacağıma hazırlıklı olarak gittim ve aradığımı buldum. Kitap okur gibi diyalogların sıkmadığı, her şeyin yerli yerinde abartılmadan sergilendiği, gereksiz neredeyse hiç bir konuşmanın olmadığı muhteşem bir filmdi. Haluk Bilginer'in bu film teklifini reddettiğini ve yönetmenin Haluk Bilginer'e ne zaman uyacaksa o zaman çekilsin dediğiyle ilgili şeyler okudum. Çünkü bu rolü sadece onun oynayabileceğini düşünmüş, şimdi benim aklıma Mehmet Aslantuğ da geldi yazarken sanki o da yapabilirmiş gibi.. Ben oyunculuktan ne anlarım :).



Her neyse filmi çok güzel özetleyen bir yazıdan şu cümleleri de sizlerle paylaşmak istiyorum.




"Nuri Bilge Ceylan bu sefer olduğu yere dahi ‘uzak’ insanların hikayesizliğini anlatıyor. Hikayesizlik; çünkü belli ki aynı insanların hayatından rastgele seçilecek bambaşka bir kesitte de aynı şeyler yaşanıyor. Aynı başlangıçsızlık, aynı sonuçsuzluk ve ikisinin arasındaki muhteşem karmaşa bütün hayata hükmediyor."

22 Temmuz 2014 Salı

Aşık Papağan Barı


Kitabın Yazarı: Nazlı Eray

Yayınevi: Merkez Kitaplar

Sayfa sayısı: 189

Nereden kaça aldım?: Bilmiyorum

Kitabın kapağını kapattıktan sonra bu kadar duygu karmaşası yaşayacağımı bilemezdim. Sızlayan burnum, dolan gözlerim istemim dışında hareket ediyorlardı.Ölümle yaşam arasında geçen kısacık zamanda neler yaşamadı ki kızıl saçlı güzel kadın. Nerelere gitmedi, kimlerle karşılaşmadı.. Mistik öğelerin havalarda uçuştuğu ortamlarda ya da tek ortam mı demeliydim (aşık papağan barı) sohbetin ta dibine kadar gittiler. Bırakın rüyayı muskanın bile içine girdiler :).. Her ne kadar sonlara doğru kendini tekrarlıyormuş gibi gelse de benim için oldukça farklı bir okuma oldu.

"Her şey iki dudak arasında. Bunu biliyorsun değil mi?"
"'Evet' dedi dudak. 'Göz görür, kulak işitir, beyin çalışır, dudak konuşur.'" (s.125)

"Yaşamda kim koyuyor ki kuralları? dedim"
"Kim koyuyorsa, sıkıcı tutuyor biraz işi, " dedi dudak.
"Yaşam çok kısa.." diye mırıldandım.
"Kaç metre?" diye sordu dudak.
"Bilmem, birkaç elbiselik..
Bir çocukluk,
Bir gelinlik,
Bir yaşlılık elbisesine ne giderse.."  (Girişten)

"Acaba boşuna mı uğraşıyoruz mutlu olabilmek için? Mutluluk kuş gibi bir şey mi? Uçtu gitti de biz mi farkında değiliz? Uğraşıp duruyoruz. Bu yakınlarda bir çok sevdiğim insanı yitirdim. Acaba, diyoru  ben de mi onların yanına gitsem? İncecik bir çizgi ayırıyor beni onlardan. Geçsem mi o çizgiyi, tüm bu mücadeleyi geride bırakarak..." (s.139)

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Sultana Dokunmak

Kitabın Yazarı: Hakan Yel

Yayınevi: Altın Kitaplar

Sayfa sayısı: 351

Nereden kaça aldım?: Idefix

Kafamı dağıtmak için düşünmemek için güzel bir alternatif olan Sultana Dokunmak ne zamandır listemde olan ancak hiç bir yerde bulamadığım bir kitaptı. Idefix kitap fuarında görünce de kaçırmamıştım. Kitap bittikten sonra yeni kitap çekilişini yapmak üzere Eylül'le birlikte kütüphaneye gittik ve benim için bu işlemi büyük bir heyecanla yaptı. Sonra da biten kitabımla bir veda fotoğrafı çektim. İçinde mistik öğelerin de bulunduğu, tarikat, ajanlar, MIT gibi konu başlıklarının bulunduğu soluksuz okuyacağınız harika bir kitap.

"Gökyüzünde parlayan güneşe gözlüklerinin ardından bakan Selim, içine çöreklenen bütün mateme inat hayatın hiçbir şey olmamış gibi devam etmesine anlam veremiyordu." (s.153)

"Rüzgarın taşıdığı keskin deniz kokusunu ciğerlerine çekti derin bir nefeste. Sağlıklı olmanın güzelliklerini düşündü. Gerçekten insanın sahip olduğu büyük hazineydi sağlık." (s.236)