Sayfalar

24 Haziran 2013 Pazartesi

De Niro'nun Oyunu



Kitabın Yazarı: Rawi Hage

Yayınevi: Everest Yayınları

Sayfa sayısı: 251

Nereden kaça aldım?: Migros kitap standından 5 TL


Marketten pek kitap alma huyum yoktur. Ama üst üste yığılmış kitaplar arasından kısa bir inceleme yapmadan geçemedim ve bu kitapla aramda bir bağ oluştu :). İyi ki diyorum, yoksa bu kitabı ben nerde bulup okurdum, ya da karşılaşırdım Allah bilir.

Beyrut'ta süregelen savaş, romanın baş kahramanları Bassam ve çocukluk arkadaşı George; nam-ı diğer De Niro, etrafında hikayeleştiriliyor. İki arkadaşın yan yana fakat zıt seçimleri etrafında şekillenen yaşamları romanın sonunda süpriz bir şekilde son buluyor. Yazarın yalın anlatımı başta beni biraz şaşırtsa da sonradan alıştım sanırım. Kitabı hafta sonu elimden bırakamadım resmen. Bahçede koltuğuma yapışık vaziyette saatler geçirdim. Tabi bu saatler çocukların uyku zamanında saatler olabildi, onun dışında dakikalarla sınırlı kalsa da benim için güzel zamanlardı.

Yukarıda da kızların erik toplarken ki neşesini fotoğrafladım.

Keyifli okumalar..

17 Haziran 2013 Pazartesi

Kağıt Kız


Kitabın Yazarı: Guıllaume Musso

Yayınevi: Doğan Kitap

Sayfa sayısı: 312

Nereden kaça aldım?: OkuOku

Zaten yavaş olan kitap okuma hızım ülkemizde olan durumları takip edeceğim diye iyice sekteye uğradı. Akşam işten gelip, çocukları yatırınca TV'nin, facebook'un başından kalkamıyoruz. Olanları sıkıntı, dehşet, gurur gibi karmaşık duygularla takip ediyoruz. Ne olacak? sorusu hiç eksilmiyor aklımın köşesinden.


Kitap tam bir tatil kitabı, çerez denilecek türden. Çok aman aman bir tarafı yok, eğlencelik bir şeyler arıyorsanız tavsiye edebilirim.

Yan taraftaki resim de bahçemizde yaptığım kitap - kahve keyiflerinden bir kare. Çocuklar dışarıda oynuyor, uyuyor, yiyor evin içine giremiyoruz, baştan aşağı yapılıyor.. Fotoğrafta yanımdan eksik etmediğim kitap da görülüyor :). Okumak için çok ideal bir mekan. Zaten kitabı da hafta sonu yine aynı yerde bitirebildim.




4 Haziran 2013 Salı

Direniş!


Yukarıda yazılanları keşke herkes anlayabilse!

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Kirpinin Zarafeti




Kitabın Yazarı: Muriel Barbery

Yayınevi: Turkuvaz Kitap

Sayfa sayısı: 280

Nereden kaça aldım?: OkuOku

Kitabı okurken kaç kişiye sayfalardan birer cümle okuttum hatırlamıyorum. Hayatla ilgili çok güzel tespitlerin olduğu bu kitaba, bir araya gelmez diye düşündüğünüz karakterlerin bir araya gelmesine hayran kalarak okudum. Bitmesin istedim, o yüzden çok yavaş okudum :). Kitabın yazarı felsefeci olduğu için , başlarda bolca felsefe okuma şansını elde ediyorsunuz. Sonlara doğru roman kısmı daha ağır basıyor, ama son ummayacağınız kadar kısa ve uyduruk  geliyor kitabın geneline göre. Neden böyle hızlıca toparlamış anlam veremedim. Ama siz yine de bu kitabı mutlaka okuyun. Kitabın başlarında o kadar çok cümle beğendim ki neredeyse her okuduğumu yazar oldum :).

"Yıldızların peşine düşenin sonu kavanozdaki kırmızı balık olmaktır." (s.13)

"Ters olan şey, çocukların yetişkinlerin nutuklarına inanmaları ve yetişkin olduklarında da kendi çocuklarını aldatarak intikam almalırıdır." (s.13)

"Yaşam saçmaysa eğer bu yaşamda parlak bir başarı göstermenin başarısızlıktan daha değerli olmadığını belli ki kimse düşünmemiş. Başarılı olmak daha rahat yalnızca. Üstelik bence aklı başında insana başarı acı verir; vasat zekalar ise her zaman bir şeyler umar." (s.15)

"Güçlüler insanlar arasında hiçbir şey yapmaz konuşup durmaktan başka" (s.45)

"İnsanlar eylemlerin değil, sözcüklerin güç sahibi olduğu bir dünyada yaşıyorlar; nihai yetenek dile hakim olmak." (s.46)

"İhlal ettiğimiz için daha büyük bir hazla yönetebileceğimiz bir ritüelin gücüyle hayatlarımızın karşısına çıkan bu anlar, kalbi ruhun kıyısına yerleştiren büyülü parantezlerdir; çünkü birazcık sonsuzluk, kaçamak da olsa yoğun bir şekilde gelip aniden zamanı döllemiştir." (s.76)

"Çünkü asıl kötüler herkesten nefret ederler; bu kesin ama özellikle de kendilerinden nefret ederler. Birisi kendinden nefret ettiğinde bunu hissetmez misiniz siz? Bu onu yaşarken ölü kılar, kendi olmanın bulantısını hissetmemek için kötü duyguları kadar iyi duygularını da uyuşturur." (s.78)

"Ama her şey vaktinde gelir... Beklemeyi bilen için herşey vaktinde gelir.." (s.90) Savaş ve Barış

"Danışman Bey'in yaşını bilmiyorum, ama gençken bile yaşlı gibiydi, bu da çok yaşlı olmasına rağmen hala genç görünmesini sağladı." (s.103)

"Yaşlıların biraz saygıya hakları var sanırım. Ve bir huzurevinde olmak, saygının sonudur. Bu kesin. Oraya gitmek şu anlama gelir: "Ben bittim, artık bir hiçim. Ben dahil herkes tek bir şeyi bekliyor. Ölümü. Sıkıntının bu üzücü sonunu." (s.109)

"Ama yarından çekinmenin nedeni şimdiki zamanı inşa etmeyi bilmemektir ve şimdiki zamanı inşa etmek bilinmeyince bunun yarın yapılabileceği söylenir, ama bu da berbat bir şeydir; çünkü yarının daima bugün olduğunu görmüyor musunuz?" (s.111)

"Duygularımız irademize karşı koyduğunda, amaçlarına erişmek için elinden gelen kurnazlığı ardına koymaz." (s.117)

"Yaşamak, beslenmek, üremek, doğma amacımızı yerine getirmek ve ölmek. Bunun hiç anlamı yok, doğru, ama işler böyle yürüyor. İnsanların doğayı zorlayabileceklerini sanmaları ve küçük biyolojik şeyler olma yazgılarından kaçabilecekleri yönündeki bu küstahlıkları!... ve kendi yaşam tarzlarının, sevme, üreme ve hemcinsleriyle savaşma tarzlarının acımasızlığı ya da şiddeti karşısındaki körlükleri!..." (s.204)

"İki saatlik uyku insan soyu karşısında sevimlilik göstermeye yetmiyor..." (s.207)

"Biz insanların bir hiçin peşinde koşmaya, gereksiz ve saçma düşünceleri birbirine katmaya büyük bir enerji adayabiliyor olmamız, buradaki fedakarlık beni her zaman büyülemiştir." (s.213)

1 Nisan 2013 Pazartesi

Onlar




Kitabın Yazarı: Adam Blake

Yayınevi: Can Yayınları

Sayfa sayısı: 512

Nereden kaça aldım?: Can Yayınları kampanyasından 5 TL

Ahh! Çok utanıyorum, bu kitabı ne kadar uzun sürede bitirdiğime inanamıyorum. Bilemiyorum ne oldu bana, okuma şevkime, havalar mı çarptı, güneş mi caydırdı beni ama süründü resmen çantamda :) Aslında kitabın merak uyandırıcı bir konusu var, zaman zaman detayları ile sıksa da gayet sürükleyici bir kitap ama okuyamama durumu tamamen benimle alakalı diye düşünüyorum. Gerilim türünde olan bu kitabın konusu esrarengiz bir uçak kazası ve belirli kişilerin ölümü ile başlıyor. Fakat öldüren kişilerle ilgili sır kitabın çoookkk arka sayfalarında anlaşılıyor. Sanki yazar vermiş olduğum bu kadar detay okuyucu sıkmıştır ben en iyisi sonunu uzatmayım der gibi sonlandırmış kitabı. Ama keşke böyle olmasaydı, en azından Tillman'ın ailesine çocuklarına kavuşup kavuşmadığı, Kennedy'nin yeniden çok sevdiği mesleğine dönüp dönmediği gibi durumlar biraz daha netleştirilseydi. Sonuçta o kadar verilmiş bir emek var, insan güzel bir şeyler duymak istiyor bu insanların hayatlarının gidişatı ile ilgili.. Gerilimden hoşlanıyorsanız, Yahudilik, İsa gibi konular ilginizi çekiyorsa bu kitabı seveceğinizi düşünüyorum.



26 Şubat 2013 Salı

Yağmur Kesiği




Kitabın Yazarı: Uğur Yücel

Yayınevi: Can

Sayfa sayısı: 149

Nereden kaça aldım?: Şafak'tan ödünç

Şafak sayesinde ilginç kitaplar okumaya devam ediyorum. Bu kitap her ne kadar bana hitap etmese de çok farklı bir deneyim yaşadığımı düşünüyorum. Zaman zaman İhsan Oktay Anar'ı anımsasam da kitabı okurken birden argo cinsellik kelimeleri giriyor cümleye :). Donup kalıyorsunuz noluyor diye.. Uğur Yücel'in çok çok farklı bir kalemi olduğunu söyleyebilirim. Kullandığı kelimeleri görünce vay be diyorsunuz kelime haznesi ne kadar geniş, ya da kelime haznem ne kadar dar diye de düşünebilirsiniz  :). Türk edebiyatına çok farklı bir soluk getirdiğini düşünüyorum, okumalısınız.

Kitaptan rastgele seçtiğim bir paragrafı alıntı yapmak istiyorum ki dili hakkında ufak bir fikriniz olsun.

"Prostia'da akşam çalgıcıları, asıl nefeslerini bir gün sonraki düğüne saklayıp tıngırım mıngırım aşk şarkıları çalıyor. Gelin kız, arkadaşlarıyla çeşme yanında uzak diyarların türkülerini okuyordu. Gelin kız mırın kırın ederek ağzının ucundan okuyordu türkülere karışan duaları. Bilmediği bir nedenle. Gerdek uzak! Valakso köyünden tüccar Odisseas kendine türkülerden uzak! Yaşlı beyaz göğüs kıllarına boğulacaktı. İnce bacaklar saracaktı bedenini bir gece sonra. Tam dolunayda verecekti cıvır vücudunu elalemin adamına." (s.86)

25 Şubat 2013 Pazartesi

Bir Çekiliş ve Sonrası..

Önce hikayeyi anlatayım. 365 Günlük blogunda ayraç çekilişini duyunca bir ayraç sevdalısı olarak katılmak istedim. Fakat çok kötü bir okuyucu olarak çekilişe katıldığımı unuttum :(. Şans da bana gülmüş :) Şanslıyım sanırım bu konularda. Ama unuttuğum çekiliş 5 gün sonra aklıma geldi :)). Bir de baktım ki bana çıkmış :( . Ama hemen dönüş yapmadığım için ayraçlar yeni sahibine gitmiş. Yine de blog sahibi bana yanda görmüş olduğunuz cicileri göndermiş. Bu hoş sürprizden dolayı açıkçası utandım :( Bir kere de buradan teşekkür etmek istedim kendisine..